Bölüm 31: Kanın Liderliği
Yazar: Şeydanur İpek

✨Bölüm 31: Kanın Liderliği✨ Amber Shadow: Hayatımda pek çok güvensizlik, pek çok sıkıntı yaşamıştım. Bu ne ilk defa ihanete uğrayışımdı ne de ilk defa canımın yanışıydı. Tek farkı vardı: Çok acıtıyordu, deli gibi. Vincent’ın alfalığına olan bağını biliyordum. Bu yüzden ne kendim hakkında ne de başka şeyler hakkında onu bilgilendirmiyordum çünkü başıma geleceklerden haberdardım ama zihnime girmek için beni bu denli mahvetmesini beklememiştim. Onu gerçekten çok benimsemiştim, onu hayatımın merkezi haline getirmiştim. Ben… Ben onun yüzünden kendime ihanet etmiştim. İstekleri, benden talep ettiği şeyler asla benim karakterimin kaldırabileceğim, benliğimin kabul edeceği şeyler değildi ama kabul etmiştim. Kendime ihanet etmiş ve isteklerini kabul etmiştim. Onu sevdiğimi, ona güvendiğimi söylemiştim ama karşılığı buydu. Gözlerim yanarken boğazımı temizledim. Gözyaşı dökmeyi reddediyordum. Daha fazla değil. Vincent beni böylesine ezip geçerken bir an bile düşünmemişti. Vanya’nın zihninden her şeyi gördüğümde, ses tonunu kendim duymuş gibi işittiğimde kanım buz kesmişti. Benden bahsederken ne kadar umursamaz, ne kadar soğuktu. Onun için gerçek bir hiçtim. Göğsümdeki ağrı bütün gövdeme yayılırken yutkunamadım. Bana bunu nasıl yapardı? Hepsi ama hepsi, nasıl yalan olabilirdi? Bu kadar gerçek hissettiriyorken hem de… Derin bir nefes aldım ve gözlerimi revirdeki yatakta uzanan Arthur’a çevirdim. “Sen aptal mısın?” diye çıkıştım ona. “Aklını mı kaybettin ha? Alfanın ne kadar aksi ve öfkeli bir adam olduğunu bilmiyor musun?” Omzuna yumruk attığımda acıyla inledi. “Seni dövdüğü yetmezmiş gibi bir de seninle uğraşacak? Bu aptal üst sınıfların zorbalıklarına mı benzeyecek sanıyorsun?” Bu defa kolunu çimdikledim, Arthur kolunu çekerek benden uzaklaştı. “Senin canına okuyacak! Tanrılar aşkına, o adamla devriyeye çıkıyorsun! Başına her şeyin gelmesine neden olabilir!” Artık Vincent’e güvenmek zor, hatta imkansızdı. Planları bozulmuştu, uğruna her şeyi göze aldığı planlarını Arthur’un mahvettiğine inanıyorken onunla uğraşmadan durmazdı. “Lavanya’yı kim koruyacaktı?” diye fısıldadı kaşlarını çattığında. “Sana mı kaldı?” diye çıkıştım. “Ben korurdum! Şu haline bak!” “Senin için onu korudum işte!” diye homurdandı. “Burası teşekkür etmen kısım.” “Kes sesini.” Onun mahvolmuş yüzüne baktığımda vicdanım parçalanıyordu. Uzanıp engel olamadığım bir şefkatle yüzüne dokundum. Çatlamış elmacık kemiğine dokunduğumda içli bir nefes aldı. “Aptalsın,” diye söylendim yeniden. Bal rengi gözleri benim altın sarısı gözlerimi bulduğunda dudakları kıvrıldı. “Rica ederim prenses,” dedi gülerek. “Sensin prenses!” Kafasına bir tane patlattığında küfrederek omuzlarını yukarı kaldırdı ve kafasını saklamaya çalıştı. “Hemen iyileş,” diye emrettim. “Yüzünü ve seni böyle gördükçe sinirlerim bozuluyor.” Gülümsemesi genişledi. “Benim üzülüyor musun prenses?” dedi yeniden. “Dayak yemek mi istiyorsun?” Kaşlarımı kaldırdım. “Yeniden?” Gözlerini devirme çabasını yarıda kesen bir ağrıyla kıpırdandı. “Güzelce uyu, dinlen,” dedim ona. “Sakın bir aptallık daha yapma. Aklım sende kalmasın.” Gözlerini kapattı. “Benim aklım hep sende,” dedi normal bir şeymiş gibi. “Ne olur bir kere de seninki bende kalsa?” Güldüm. “Salak herif,” diye söylendim. Bir çocuk gibi davranıyordu. Tek gözünü geri açtı. “Bana öpeyim de geçsin, öpücüğü verecek misin?” “Sana, vurayım da sussun yumruğu, vereceğim,” dediğimde kendi kendine bir şeyler homurdandı. Tanrılar, bu çocukta gerçekten bir şeytan tüyü vardı. Ona karşı şefkat beslemekten kendimi alamıyordum. Usulca iç geçirdim ve dinginleşen yüzünü seyrettim. Uyumuyordu ama konuşmuyordu. Asil bir ifadeyle acısını çekiyordu. Kızları ve beni korumak için yaptığı fedakarlığın benim açımdan ne kadar büyük ve kendisi açısından ne kadar tehlikeli olduğunu idrak edebildiğini sanmıyordum. Yüzüne doğru eğildim, gerçekten saf bir şefkat ve minnetle yanağını hızlıca öptüğümde geri çekilmemle birlikte Arthur gözlerini açtı. Ciğerci kediler gibi bana sırıttığında gözlerimi dev…