Bölüm 24: İki Avcı
Yazar: Şeydanur İpek

✨Bölüm 24: İki Avcı✨ Lavanya Olden: Hasta – hande yener Sebastian bugün oldukça tuhaf davranıyordu. Gözü sürekli üzerimdeydi ama bakışları her zamanki gibi çetin değildi. Devriye boyunca bana yakın durmuş, Espen Bane bize ot verdiğinde beni kucağına çekmişti. Dün gece aramızda yaşananlardan ötürü ona çok kızgındım. Karnımdaki iz fena halde canımı sıkıyordu, ne zaman unutsam sızlıyor ya da terin tozun içinde olduğumuz için acıyordu, böylece kendini hatırlatıyordu. Ben ondan uzak kalmaya çalışıyordum, öfkemi yansıtmanın yolu buydu. Aksi halde ona zarar verebilecek kadar güçlü değildim. Benim işim hiçbir zaman bedensel zarar vermek olmamıştı zaten. Christian ile beraberken de böyleydi. Christian, Sebastian’dan çok daha büyüktü. Biz vampirlerde yaş, güç demekti. Diğer türler gibi yaş aldıkça körelmiyorduk. Ancak çok yüksek yaşlar bizi yıpratırdı. Christian’ın bedensel gücü benim için kırılmaz bir duvardı, her defasında daha sert dönen çelikten bir yumruktu. Kontrolden çıktığında ve bana vurduğunda, darbelerinden kaçınmak mümkün olmadığı gibi onları atlatmak da günler sürerdi. Öfkesi, gücü, sahip olduğu yetenekler ile Christian Grantham bir markaydı ama zayıflıkları vardı. Onu küçücük bedenim ve henüz gelişmemiş yeteneklerim ile yenmek mümkün değildi, bu yüzden kazanma hırsını kullanmadım. Aşağılık komplekslerini kullandım. Babası onu aşağıladığında egosunu okşadım, herkes mantıksız bulurken planlarını övdüm ve o planları gerçekleştirmesi için her şeyi yaptım çünkü bana güvenmesini istedim. Bana güvendi. Zeki olduğumu biliyordu, bu yüzden onu övdüğümde ya da planlarını mantıklı bulduğumda bunların doğru olduğunu düşünüyordu. Onu güvenle ve kişisel yoksunluklarıyla alt ettim. Sebastian onun gibi değildi. Her şeyden önce şiddet yanlısı değildi. Hiçbir ihtimalde, belki de beni öldürürken bile bana vuracağını sanmıyordum. Asla Christian’ın yaptığı gibi beni kanlar içinde, kırılmış kemiklerle bırakmazdı. Bizim savaşımız zihinsel ve psikolojikti. Bedensel gücünün kırılamaz ve aşılamaz bir zırh olması bir yana, sahip olduğu yetenek onu rakipsiz kılıyordu. Fakat onu Christian’dan ayıran şey bunlar değildi. Onu ayıran şey zekâsı ve zayıf noktasının olmamasıydı. Aptalca hırsları yoktu, kendi sınırlarından ve yapabileceklerinden emindi, onu övmem ya da aşağılamam kendine dair özgüvenini etkilemiyordu. Asıl kalkanı buydu, özgüveni. Şimdi ona bakarken iğneli zırhını çıkarttığını görmek beni şaşırttı. Zırhlı araçtan inip diğerlerinin içeri girmesini beklerken gözleri bana kaydı. Ona aldırmadım, görmezden geldim ve yerin altına gömülü olan, dar merdivenlerden inilerek içine girilen sığınağa yöneldiğimde kolumdan tutarak beni durdurdu. “Ne- Sebastian, ne yapıyorsun?” Kolumu elinden kurtarmak istedim ama beni yanına çekerek kolum koluna yapışana kadar beni bırakmadı. “Kımıldama,” dedi sertçe. Bu esnada alfa da sığınağa girecek olan son kişi olarak geliyordu. “Alfam,” dedi Sebastian onu durdurarak. Akademi içerisinde can dostları gibilerdi ama burada herkesin birbiri ile muhteşem bir askeri hiyerarşisi vardı. “Evet Grantham?” “Avlanmak için çıkmak istiyorum,” dedi kendinden emin bir sesle. “Çıkabilirsin, dikkatli ol.” Yanımızdan geçmek için bir adım atmıştı ki Sebastian elini kaldırdı. “Lavanya’nın da benimle gelmesini istiyorum,” dedi hemen. Alfanın gözleri üzerime düştü. Onun gözlerini birkaç saat önce gördüğümde korkuyla ürpermiştim. Simsiyah gözleri gücünün bir temsili gibi parlıyordu ve rüzgârda kaybolan yayı, birken bin olan okları hatırladıkça gücünün ne kadar ham ve sınırsız olduğunu daha iyi anlıyordum. Ben diğer acemi çaylaklar gibi değildim. Çok güçlü ve adeta yenilmez vampirlerin arasında hayat sürmüştüm fakat hiç böylesine bir güçle karşılaşmamıştım. “Ben… ben istemiyorum.” Başımı iki yana salladım. “Gerek yok, benim çantamda…” “Hayır, gerek var,” dedi Sebastian sözümü keserek. “Benimle gelsin.” “Seninle hiçbir yere gelmek istemiyorum.” “Çocukluk etmeyi kes,” dedi sertçe ve alfaya döndü. “Benimle gelsin, güvende olduğundan emin olacağı…