Bölüm 23: Cesaretin Renkleri
Yazar: Şeydanur İpek

✨Bölüm 23: Cesaretin Renkleri✨ Amber Shadow: İlk defa canlı olarak bir iblis görüyordum. Bir bina büyüklüğündeydi, dokunaçları etrafında dalgalanıyordu. Geçtiği yerlerde siyah, ıslak bir iz bırakırken yüzünde en az on beş tane göz vardı. Kocaman ağzını ve ağzının içini bir testerenin dişleri gibi dolduran devasa dişlerini bu mesafeden bile görebiliyordum. Yakınlarında duran, artık harabeye dönmüş yapıda bir şeyler arıyor gibiydi. Bedenim ürperirken bazı çaylakların kustuğunu gördüm, parlak olmasına rağmen dikenli derisi onu gerçekten daha iğrenç gösteriyordu. “Sakin olun,” dedi Bane bir adım öne çıktığında. “Bu alt seviye bir iblis, genellikle saldırgan ama aptallardır. Refleksleri o kadar hızlı değildir ve çoğu zaman onları tehlike olarak bile görmeyiz.” “Bir iblis gördünüz,” dedi alfa ona merakla ve umutla bakan yirmi çaylağa. “Eğer mezun olmuş bir asker olsaydınız şu an ne yapardınız?” dedi. “Onu hemen öldürmemiz gerekmez mi efendim?” dedi Noah. “Orada kendi halinde,” dedi alfa. “Kimseye bir şey yapmıyor ve saldırı halinde değil. Yanına kadar gidip onu öldürmek için enerjini harcayacak mısın yoksa emrin altındaki yirmi çaylağı korumak için önceliğin onları güvenli araziye götürmek mi doğru olan?” “Ben öldürme taraftarı olurdum,” dedim iblise bakarken. “Önceliğim askerlerimi güvenli araziye götürmek olmazdı, ne de olsa alt seviye bir iblis. Fakat asıl tereddüdüm şu olurdu, o öylece oyalanan bir iblis mi yoksa bir yem mi? Onu öldürmek için gittiğimde arkasından başkası çıkacak mı? Ne de olsa iblis efendileri onları bir kukla gibi oynatabiliyor.” “İşte bu,” dedi alfa başını sallayarak. Bir gözü iblisteydi ama sakince önümüzde volta atıyordu. “Böyle bir şüphede kaldığınızda ne yapardınız?” “Böyle bir şüphede ilk yapacağım şey askerlerimi güvenli araziye taşımak olurdu,” dedi Mavros. “Doğrusu öldürülmeye değer bile değiller. Doğrudan saldırıda bulunmuyorsa onunla uğraşmazdım bile.” “Alt seviye iblislerin son derece saldırgan olduğunu duymuştum,” dedi Wade. “Hesaplamadan, düşünmeden. Eğer böyleyse şu an bize saldırmayan iblis tek bir şeyin işareti olabilir: Arkasında daha fazlası var.” “Aynen öyle, aferin size.” Alfa bize başını salladı. Yüzünü tamamen bize döndü. “Bu durumda yapacağımız şey şu an sakince uzaklaşmak. Bu yaptığımız şeye durum değerlendirmesi, denir. Sadece siz yanımızdayken değil, bunu her zaman yaparız. En iyi günümüzde bile iblis öldürmek o kadar da keyifli değildir ve yapılacak en iyi şey onu gözlem kulelerine rapor edip devam etmektir. Biz ilerlerken gözlem kuleleri onu takip eder, gerçekten sıkıntılı bir durum olduğunda…” “Hareketlendi,” dedi Sebastian soğukkanlı bir sesle. Vincent arkasını iblise dönük şekilde cümlesini tamamladı: “Gerçekten sıkıntılı bir durum olduğunda gözlem kuleleri en yakındaki devriyeye bildirir durumu. Böylece yakındaki devriye duruma müdahale ederek iblisi ortadan kaldırır.” “Bizi fark etti,” diye duyurdu Meline. Silahını daha sıkı kavramıştı. “Peki ya karşımızdaki ikinci seviye bir iblis ya da iblis efendisinin kendisi olsaydı?” dedi Vanya. Alfa geri geri yürümeye başladığında kaşlarım çatıldı. Ne yapıyordu o? “Doğrusu o durumda belli başlı acil durum fişeklerimiz var, durum değerlendirmeleri anlık olur. Şimdi yapacağım gibi tek başımıza müdahale etmeyiz.” “Yaklaşıyor,” dedi Espen, yutkundum. Kendileri korkmuyorlardı ama bizim için gerginlerdi. “Siz kalın, ben yapayım,” dedi Sebastian bir adım öne çıktığında. “Gerek yok. Çaylakların bir arada olduğundan emin olun,” dedi ve arkasını dönerek bize doğru resmen süzülen iblisle yüzleşti. İblis bizden birkaç kilometre ötedeydi ve dokunaçlarıyla yerlere tutunarak buraya doğru geliyordu. Gözleri daha da irileşmişti, ağzı kocaman açıldığında orada siyah dilini gördüm ve kulakları sağır eden bir çığlık attığında herkes birbirine doğru sokuldu ve subaylar bizi arkalarına alarak birer adım öne çıktılar. Ben gittikçe uzaklaşan Vincent’ten gözlerimi ayıramıyordum. Sakindi, kendinden emindi. En azından kılıçlarından birisine uzanmasını ya da kurt…