Şafağın Gardiyanları

Bölüm 21: Kırmızı Bayrak

Yazar:

Şafağın Gardiyanları - Şeydanur İpek kitap kapağı
Şafağın Gardiyanları kitap kapağı

✨Bölüm 21: Kırmızı Bayrak✨ Lavanya Olden: Sebastian Grantham kendi sessizliğine çekildiğinde, zihnindeki keskin çarkların çok daha iyi çalıştığını biliyordum. Onun sessizliği fırtınanın habercisi, gelecek yasın gölgesi, gök gürültüsünden önceki şimşekti. Ve bu beni o kadar huzursuz ediyordu ki resmen midem ağrıyordu. Bana doğru gelen, beni ezip geçecek, parçalayacak bir yıkım vardı ve ben göremiyordum. Kendimi her koşula hazırlamaya çalışsam da öngöremediğim şeylere karşı kendimi nasıl koruyabilirdim ki? Önümde üç ihtimal vardı; Birincisi; Sebastian harekete geçene kadar beklemek ve ne olacağını görmek. Kendimi açık etmemem gerek yok. İkincisi; ne yapacağını beklemek ve çok zor durumda kalırsam onu erkenden öldürerek bu işi bitirmek. Üçüncüsü; o harekete geçmeden hamle yapmak. Bilemiyorum, istediği şey, onu yumuşatacak şey seks ise o zaman onu bile vermek. Sonuç olarak birisi sakinleştirmek ya da etkim altına almak için o kişiyle yatacağım ilk sefer değildi. Üstesinden gelebilirdim. Yemekhane sırasında beklerken ayağımı tap tap yere vuruyor ve huysuzluğumdan kurtulamıyordum. Şu durumda bu olasılıkların hepsi mantıklı geliyordu. Sebastian’ı iyi gözlemeli ve ne yapacağını görerek ona göre hareket etmeliydim. Kahretsin ki onu çok az görüyordum. Mezun olacakları için görevleri ve sorumlulukları artmıştı, dahası ikinci bölgeye gideceğimiz için o kadar sıkı eğitimler alıyorduk ki beslenme rutinim bile iki katına çıkmıştı. On dakika kadar sonra kızlarla aynı masaya oturabildiğimizde Lisa’nın kütüphanedeki tozdan şikâyet etmesini dinliyorduk. “Rafların temizlenmesi gerekmez mi? Resmen tozdan boğazım kuruyor ve…” Amber’le aynı anda ona baktığımızda duraksadı. “Ölmek mi istiyorsun?” diye sorarken sesim boğuk çıkmıştı. Lisa’nın gözleri yorgunluktan solmuş yüzlerimiz arasında gidip geldi. Son beş gündür burada resmen ölüyorduk, bir noktadan sonra ekipman çantasının ağırlığı bile sorun olmaktan çıkmıştı. O çantalarla sünürken, tarama çalışması yapmak için emeklerken tozu toprağı resmen öğün olarak tüketiyorduk. “Ne var canım?” dedi kendini savunmak için. “Herkesin kendine göre sorunları var.” “Aynen öyle,” diye homurdandı Amber çatalını tabağına yığılmış ete batırırken. “O yüzden kapa çeneni, bu sabah karnımı toprakla doyurmak üzereydim.” “Sadece abartıyorsunuz.” Caleb, ikimizin karşısında oturan Lisa’nın yanındaki sandalyeyi çektiğinde ona döndük. Bu sabahtan beri, alfanın bağı olduğu için en yetkili kişilerden birisi olarak bize eşlik eden subay oydu. Her konuda gerçek bir profesyonel olduğunu söylemek mümkündü. Büyücülerin, Caleb gibi, bedenen çok güçlü olması beklenmezdi. Genelde fit ve görünmez kişiler olurlardı. Mavros gibi. Ama Caleb bu kalıbın son derece dışındaydı. Neredeyse alfa kadar iriydi, tek eliyle birisini boğarak öldürebilirdi. Benim için onu ilgi çekici yapan şey bu kadar iri olmasına karşın, vampir bile olmamasına rağmen acayip çevik olmasıydı. Kaslarının hareketi resmen bir suyun akışı gibiydi. Zebanilerin neden diğerlerinden bu kadar ayrıştığını anlamak için ona bakmak yeterliydi. Ya da onun neden alfanın tek bağı olduğunu anlamak için. “Abartmıyoruz,” diye homurdandı Amber dolu bir ağızla. “Üç yıl boyunca eğitim alıp bize ahkam kesme.” “Ben geldiğim sene de dizlerimin üzerinde alan taraması taparken sızlanmıyordum,” diye sataştı ona Caleb. Lisa’nın yanına oturduğunda elindeki tepsiyi hemen onunkinin yanına bırakmıştı. Amber’e laf attıktan sonra onu izleyen Lisa’ya döndü. “Selam su yılanı,” dedi her zamanki tavrıyla. “Benim bir adım var,” dedi Lisa kaşlarını çatarak. “Larissa Scarlett Blanca.” Caleb başını salladı. “Biliyorum, su yılanı.” “Larissa’yı kullanmayı tercih ederim.” Ona huysuz bir bakış attı. “Nasıl istersen hayatım, sen Larissa’yı kullanmaya devam et, ben su yılanını kullanacağım.” Caleb omuz silkti ve kendi yemeğine döndü. Bir an Lisa elindeki çatalı onun kafasına saplayacak sandım ama bıkkınca iç geçirerek önüne döndü. Onların bu haline bakarken belli belirsiz gülümsedim, ikisi de aptala benziyorlardı. “…

Bölümün tamamını WritePad'de oku