Bölüm 18: Ölüm Senfonisi
Yazar: Şeydanur İpek

✨Bölüm 18: Ölüm Senfonisi✨ Amber Shadow: Caleb Nightshade’den gerçekten hoşlanmıyordum ancak kimsenin ölmesini de istemezdim. Öte yandan onun ölümü Larissa’yı daha da kötü etkileyecekmiş gibi hissediyordum. Bu yüzden hayatta kalmasından memnundum ama beni daha çok ne memnun ederdi biliyor musunuz? Larissa’dan tamamen uzak kalması. Evet, bütün bunların sorumlusu o değildi. Haberi orduya yayan ve ordudaki piçleri Larissa’nın peşine takan kaltak Meline’ydi. Bu süreçte kuyruğunu ve sirenini kaybettiği için Larissa tamamen tükenmişken onun tükenmişliğinden faydalanan kişi de Desmond denen profesördü ama her şeyi Caleb başlatmıştı. O bu kadar ileri gitmeseydi, Larissa bunları atlatabilirdi ancak o çok ileri gitmişti. Meri nefes nefese kalmış halde arkamızda koştururken gardiyanların binasını geçerek şifacıların binasına daldı Vincent. Hemen tek kişilik odalardan birisine alınmış olan Caleb’in odasına girdiğimizde onu gördüm. Yatağın ortasında oturmuş, bileğindeki sargıyı açmaya çalışıyordu ve onu engellemeye çalışan zavallı hemşire ile kavga ediyordu. “Bana karışma kızım,” dedi eliyle onu savuşturmaya çalışırken. “Git başımdan.” “Sizi alfaya şikâyet edeceğim,” dedi en nihayetinde kız. “Ben de seni şikâyet edeceğim,” dedi Caleb karşılık olarak. Bu esnada Vincent elindeki çantayı duvara yaslayarak içeri girmişti. Caleb aralarındaki bağdan olsa gerek onu geldiğini anında fark etti ve hemşire anında hazır ola geçerken Caleb yorgun bir gülümseme ile kızı işaret etti. “Bu kızdan şikayetçiyim,” dedi şımarık bir edayla. Hemşire kız korkuyla kem küm etmeye, kendini savunmaya çalıştı. “Ama efendim ben…” “Kes sesini!” diye homurdandı Vincent, Caleb’e. “Baş belası piç, bir de şikâyet mi ediyorsun?” “Beni yatırmaya çalışıyor.” Caleb yeşil gözlerini devirerek homurdandı. “Beni bilirsin, pek sevmem öyle yatmayı.” Duraksadı. “Kucağımda bir kız olmadığı sürece tabii.” Vincent onun ensesine şaplağı geçirdi. “Kapa çeneni,” diye payladı onu bir kez daha. Bu esnada içeri giren ustaya dönmüştü. “Durumu nasıl?” diye sordu başıyla, omzunu tuttuğu Caleb’e işaret etti. Usta Anderson gülümsedi. “Durumu gayet iyi, kendini iyi korumuş,” dedi başını sallayarak. “Yakında iyice toparlanır, sadece önümüzdeki bir hafta boyunca her gün kaplıcaya gidip gelmesi gerek.” “Kolumda herhangi bir hasar kalacak mı?” dedi Caleb ciddiyetle, bir yandan da kolunu açıp kapıyor, parmaklarını hareket ettiriyordu. “Biraz ağrıyor, normal mi?” “Kolun neredeyse kopuyordu, Caleb,” dedi usta. “İyileşmesi biraz zaman alacak ama zamanla toparlayacaksın ve bir şeyin kalmayacak. Dediğim gibi, her gün kaplıcaya gitmeye çalış ve kolun için antrenman yapmaya bak.” “Teşekkürler usta,” dedi Vincent. Usta Anderson yüzünde bir tebessümle odanın çıkışına yöneldiğinde, “Ah, bir şeyi vermeyi unuttum,” diyerek geri döndü. Elini cebine atarak oradan bir şey çıkarttı ve Caleb’e uzattı. “Bu senin, önemli bir şeydir diye sakladım.” Usta, Caleb’in hala yara bere içinde olan avcuna bir kolye bıraktığında Caleb’in yüz ifadesi tamamem değişti. “Bunu nereden buldunuz?” diye sordu kolyenin zincirinden tutarak ucundaki figürün gözünün önünde sallanmasını sallarken. “Elindeydi, komadayken hiç bırakmadın ama bir zaman sonra bedenin komadan çıkınca elinde de gevşedi. O zaman aldım senden.” Caleb kolyeyi boynuna taktı. “Teşekkürler usta.” Usta küçük bir baş sallamayla dışarı çıktığında hemşire de onu takip ediyordu. Derken Caleb’in gözleri beni buldu. “Ah, vahşi omega Amber, saçlarına ne oldu?” “Kestim.” “Kötü olmuş kızım, resmen karizmanı çizmişsin.” “Senin kendi karizmandaki yarıktan haberin var mı?” dedim omzundan göğsüne doğru inen derin yarığı gösterirken. Caleb, Vincent’e baktı. “Senin hatun, benim karizmatik olduğumu düşünüyor,” diye fısıldadı benim de duyabileceğim kadar yüksek bir tonda. “Bence senin eğitime gitme zamanın gelmiş,” dedi Vincent onun omzunu tıpışladığında. “Ne dersin, uzun zamandır ordu eğitimlerinden uzak kaldın, belki katılıp kendine gelmek istersin.” “Ah, hala çok kötüyüm,” dedi kendini yat…