Bölüm 17: Tanrıların Sessizliği
Yazar: Şeydanur İpek

✨Bölüm 17: Tanrıların Sessizliği✨ Amber Shadow: Hayatımın boka sardığını düşündüğüm çok fazla an olmuştu ama bu… Ah tanrılar, bu çok kötüydü. Parmaklarımı saçlarımdan geçirirken içimde büyüyen huzursuzlukla olduğum yerde inledim. Yatağın içinde başka bir yöne doğru döndüğümde ne halt yiyeceğimi düşünüyordum. Bu nasıl mümkün olabilirdi? İblis dilini anlıyordum. İblis, Janice teyzemden duyduğum şiiri ve şiiri öteki kıtalarını ezbere biliyordu. Bunlar arasında nasıl bir bağlantı vardı? Ben bir feydim, eğer bir parçam iblis olsaydı o zaman Marcus gibi ben de bunu dışa vururdum çünkü iblis geni çok baskındı. Bu durumda ben nasıl onu anlıyordum? Vincent’e sorsam… Hayır, hayır. O her zaman bir alfa olarak yaşayacaktı ve ordusuna nasıl düşkün olduğunu bu kadar kısa zamanda anlamışken kendimi tehlikeye atamazdım. Beni koruyacağına, her ne olursam olayım beni güvende tutacağına güvenemezdim. Evet, şu an onun yatağında yatıyordum ama bedenim konusunda ona güvenmekle geçmişim ve olduğum kişi konusunda ona güvenmek arasında dağlar kadar fark vardı. Sanırım zaman her şeyi çözecekti. Ben de araştırmaya devam edecektim ve korkunç olanı bu araştırmada kendim hakkında da çok şey öğrenecek olmamdı. Yeterince derdim yokmuş gibi bir de akademide bir böcek vardı ve onu tek başıma bulmam gerekiyordu. Yutkunarak gözlerimi yumdum. Biraz uyursam belki huzur bulabilirdim. Duyularım hassastı. Hayatımın büyük bölümü boyunca dışarıda uyuduğumda birisinin bana yaklaştığını uykumun içinde bile hissedebilirdim. Bu bir hayatta kalma mekanizmasıydı. Ve bana yaklaşan adımların farkındaydım. Yastığın altına koyduğum hançere güvenerek hareket etmeden yatmaya devam ettim ama üzerime eğilen birisi olduğundan emindim. “Ölmek istemiyorsan uzaklaşsan iyi edersin,” dediğimde gözlerimi açmıştım. Hemen burnumun ucunda duran yüzde bir maske vardı ve gözleri irileşmişti. Hatam şuydu ki bir değil, birden fazla kişi vardı. Kadın olduğunu duruşundan anladığım kişi bana doğru atıldığında hızlı bir hamleyle hançerimi kaptığım gibi öteki yana yuvarlanarak yataktan indim. Diğerleri ise benim olduğum yere dolanmayı tercih etmişlerdi. “Çok yanlış bir şey yapıyorsunuz,” dedim hançerin kabzasını daha iyi kavrarken. “Sen çok şeyi yanlış yaptın,” dedi birisi, sesi maskeden ötürü boğuk geliyordu. “Hiç karşına almaman gereken insanları karşına aldın ve bedelini ödeyeceksin.” “Alfa sizi mahveder,” dedim kendimden emin bir tınıda. “Alfa bir omegayı asla umursamaz.” Dördü birden bana atıldığında ellerinden kurtulmak için son derece hızlı hareket etmem gerektiğinin farkındaydım. Pekâlâ, kendimi açık etmeden elimden ne geleceğine bir bakmalıydım. Aksi halde canımdan olacaktım. Eğer ellerinden kaçarsam ve sigmalardan birisine ulaşmayı başarırsam o zaman kurtulurdum. Sigmalar beni sevmiyor olabilirlerdi ama alfaya bağlılıkları bana olan hoşnutsuzluklarından daha büyüktü. Bu yüzden beni kurtaracaklarına inanıyordum. Meline burada yoktu ki olsa da yardım etmezdi. Caleb ölüm uykusundan uyanmaya çalışıyordu. Marcus iblis kızdan sorumluydu ama nerede olduğunu bilmiyordum. Ve Sebastian da… kim bilir ne yapıyordu? Marcus ve Sebastian’ı bulmaktan başka çarem yok gibi görünüyordu. Birinci sınıftı ama Mavros ya da Max bana yardımcı olabilirler miydi? Ne de olsa onlar da birer sigmaydı. Yatağın üzerine atlayarak beni öldürmek için keskin hamlelerde bulunan kızdan kaçmak için uygun bir zamanda karnına attığım tekmeyle ötekilerin üzerine doğru gerilemesine neden oldum ve yatağa zıplayarak kimsenin olmadığı öteki tarafa geçtim. Ben kapıya doğru koşarken kapı anında kapandı ve öylece kaldım. Yüzümü arkamdaki maskeleri kafalara çevirdiğimde hepsinin gözlerindeki vahşeti görmemek imkansızdı. Bir tanesine ya da iki tanesine tek başıma karşı koyabilirdim ama dört kişi? Dayak yemek için kendimi hazırlamaktan başka çarem yokmuş gibi görünüyordu. Bir saniye kadar sonra birbirimize girmiştik. İlk başta gerçekten iyi gidiyordum, en azından kendimi koruyacak ve biraz daha hasar verebilecek durumdaydım ancak bir hançer…