Bölüm 16:Başkasının Kalbi
Yazar: Şeydanur İpek

✨Bölüm 16: Başkasının Kalbi✨ Larissa Blanca: Suya bakarken ürperen bedenimi annem görseydi beni sadece evlatlıktan reddetmekle kalmaz, öldürürdü. Hem de sadece hakaret ederek. Suyun başında beklerken usulca ayaklarımı sokacak kadar cesaretimi toplayabildim. O günden sonra birkaç kez kaplıcalara gelmiştim ama bir daha suya girememiştim. O kan, o acı… bir kez daha başımı suyun altından çıkarttığımda karşıma çıkma ihtimali olanlar… su artık bana güvende hissettirmiyordu. Ayaklarımı suyun içinde hareket ettirirken iç geçirdim. Dönem sonu gelmişti, ilk yirmiye girmek bir yana kaldığım derslerden geçebileceğimi sanmıyordum ve derslerden geçemezsem ikinci sene başıma bela olacaklardı. Neyse ki bedensel eğitim derslerini geçmeyi zor da olsa başarıyordum, böylece sene tekrarı yapmam gerekmeyecekti. Desmond beni bekleyeceğini söylemişti ders çıkışında ama onun yanına gitmek istememiştim. Hala acı çekiyordum ve kendimi iyi hissetmiyordum fakat… regl oluyordum ve sadece cinsel bir çizgide yürüttüğümüz bu saçma ilişki için büyük bir engeldi şu anki durumum. Ona duygusal olarak muhtaç olduğumu kabullenmek istemiyordum. Demond… o gerçekten benim elimden tutuyordu, beni önemsiyordu ama o bir profesördü, bir eğitmendi. Benden çok büyüktü ve ben çok gençtim, çok toydum. Belki de bana acıdığı için benimle oluyordu, bilemiyordum. Sadece bu ilişkinin doğru olmadığını iliklerime kadar biliyordum, sadece bırakamıyordum. Onu da bırakırsa beni kim tutacaktı? Kızların yeterince derdi vardı. Sebastian ile uğraşmak başlı başına bir dertti Vanya için. Amber kendi içindeki çelişkiler ile cebelleşiyor, alfa ile arasındaki tuhaf ilişkiye biçim vermeye çalışıyordu. Bütün bunların yanı sıra burada eğitiliyor, derslere giriyor, zorbalanıyor, bir nokta hayatlarımız için çabalıyorduk. Kimsenin başına bela olmak istemiyordum. Biraz dinlenmek için yatakhaneye dönmeye karar verdim ve ayaklarımı sudan çekerek botlarımı giydim. Saat geç oluyordu, sabah katılmam gereken dersler vardı. Üstelik öğleden sonra da tekrar girme hakkımız olan büyü etiği dersinin sınavı vardı, ona girecektim. Aheste adımlarla oradan çıkıp gardiyanların binasına doğru yürürken önce gürültüleri, ardından da karmaşayı fark ettim. Cılız bedenim kendini koruma içgüdüsü ile gerildi, omuzlarım yukarı doğru çekilirken adımlarım yavaş ve tedbirli hale geldi. “Ne oluyor?” diye sordu yanıma gelen birisi. “Bi- Bilmiyorum,” dedim yaklaşırken. “Tuzağa düşmüşler,” dedi bir beta, çaprazımda duruyor ve zırhlı araçtan indirilen askerleri izleyen daire şeklindeki kalabalığa rağmen görmek için çabalıyordu. “Oysa iki saat önce alfa da onlara katılmıştı.” “Alfa mı?” Kaşlarım çatılırken kalabalığın içine daldım ve öne geçmek için daha cesur adımlar atmaya başladım, bu esnada yanından geçtiği kişilerin konuşmalarını duyabiliyordum. “Bir iblis efendisi gelmiş,” dedi birisi. “O tuzağa düşmelerine neden olmuş.” “Hayır, çok ciddi sayıda geçiş olmuş Mihenk Taşları’ndan,” dedi bir başkası. “Devriyedeki askerlerin sayısı yetmemiş onlara karşı koyamaya. Aralarında iblis efendileri de varmış.” “Ölen var mı?” “Piyadelerden çok fazla kayıp gerilmiş, alfayı gördüm az önce. Sinirden kafayı yemiş haldeydi.” Ürperdi. “Son sınıflardan birkaç öğrencinin de orada olduğunu duydum, acaba hepsi iyiler mi? Bizi de mi son sınıfa geçince gönderecekler? Ya biz de ölüme aslında bu kadar yakınsak?” “Son sınıflardan da birisi ölmüş galiba,” dedi başka birisi. Bocaladım, bocaladıkça endişem arttı. Son sınıflardan ölen kimdi, nasıl ölebilirdi? Normal şartlarda akademideki hiçbir sınıf Şafak Yarığı’na girmiyordu, buna son sınıflar da dahildi. Sadece sigmalar dahil değildi. Son sınıf betalar ya da omegalar, asla sınırı geçmiyorlardı ama sigmalar öne sürülüyor, devriye için alıştırılıyorlardı. Onların eğitimleri daha sertti ve şimdi de olduğu gibi ölümle sonuçlanabiliyordu. Kalabalığın arasından sıyrılarak öne çıkmayı başardığımda araçtan indirilen son kişiye baktım, bir sedyedeydi ve maalesef ölmüştü. Yutkundum. Akademiye getirilen diğer piyadeler…