Bölüm 11: Karanlığın Eli
Yazar: Şeydanur İpek

✨Bölüm 11: Karanlığın Eli ✨ Larissa Blanca: Caleb Nightshade hayatımı mahvetmişti. Gözlerimi tavana dikmişken öylece bakmaya devam ediyordum. Yaşadıklarımı hatırladıkça, çektiğim acı aklıma geldikçe kendimi ölecekmiş gibi hissediyordum. Kemiklerim titriyordu. Kızlar uyandığımda yanımdalardı ve Sebastian Grantham’ın kan büyüsü ile kuyruğumu kurtardıklarını söylüyorlardı ama bu düşündükleri gibi bir şey değildi. Öz bedenimin tek parça halinde kalmasını sağladıkları için hepsine minnettardım ama bu iş düşündükleri gibi ilerlemiyordu. Bizler diğer türlerden farklı olarak ikincil ruhlara sahiptik. İçimdeki siren ruhu bir iç bilinçti. Bütün vahşiliğim, asiliğim, sivri köşelerim, her yanıyla dişiliğim ve gücüm ondan geliyordu. O olmadan bu insan bedeni bir kabuktan farksızdı. Onu hissederdiniz, her siren hissederdi. Bazen benimle konuşurdu. Çok derin bir bağımız yoktu ama sonuç olarak oradaydı. Caleb beni kaplıcada sıkıştırdığında konuşmuştu, hep vahşi şeyleri severdi. Sanırım Caleb’ten de bu yüzden hoşlanmıştı ama ben öyle birisi değildim. Şimdi onu hissedemiyordum, siren ruhları saygısızlığı kaldıramazlardı. Öz bedenimi koruyamadığım için beni terk etmiş olabilirdi, bir daha asla onu kullanmama izin vermeyecek olabilirdi. Onu tamamen kaybetmiş olabilirdim. Gözlerim yaşlarla dolduğunda yattığım yerde güç de olsa doğruldum. Avuçlarımı gözlerime bastırarak yaşların akmasını engellerken duyduğum kadın sesiyle bedenim gerildi. “Kızımı görmek istiyorum dedim!” “Hanımefendi…” “Beni buraya müdürünüz çağırdı!” Ayaklarımı aşağı sarkıtarak yataktan inmeyi başardığımda perdeyi hızlıca çektim ve o asi duruşu aradım. Annem, kaldığım odanın kapısında şifacılardan bir grup doktorla tartışırken sesli bir iç geçirdim ve terliklerimi giymek için duraksadım. “Sizi anlıyoruz ama buraya giremezsiniz, lütfen zorluk çıkartmayın!” “Sen daha zorluğun ne olduğunu görmemişsin! Çekil önümden dedim sana!” Ses tonu değiştiğinde karşısındaki dört kadının da hipnotize olmuş gibi geri adım attığını gördüm. İyi bir siren sesi ile her şeyi yaptırabilirdi ama ben onlardan birisi değildim. Terliklerimi giydiğimde doğrularak derin bir nefes aldım ve annemle yüzleşmek için perdenin arkasından çıktım. İşte oradaydı. Simsiyah, derin yırtmaçlı günlük elbisesi, dişiliğin muhteşem bir tasviri olan uzun kıvrımlı bedeni, dağınık bir atkuyruğu halindeki kuzgun siyahi saçları ile sözü dinlenen kraliçeydi. Sürünün kraliçesi. Büyük halka küpeleri, kırmızı ruju, ince topuklu siyah botları ve deri ceketi ile asla görünemeyeceğim kadar iyi ve kendinden emindi. Her kız evladı gibi ben de annemin dünyadaki en güçlü kadın olduğunu düşünüyordum. En iyi anne olduğunu söylemek için biraz zamana ihtiyacım vardı. “Larissa!” Annemin adımları bana doğru ilerlediğinde gözlerimi onun keskin bakışlarından ayırmadım. Şaşırtıcı bir şekilde ilk yaptığı şey ellerini kollarıma koyarak beni süzmek oldu. “İyi misin? Müdür saldırıya uğradığını söyledi.” “İyiyim,” dedim başımı sallayarak. Elbette sarılmasını beklemiyordum. Annem o tip bir kadın değildi. “Kim yaptı sana bunu?” Dişlerinin arasından öfkeyle tısladığında yaldızlı gözlerinde can alıcı bir parıltı vardı. “Altı kişilerdi,” dedim sakince ve ekledim. “Hepsi öldü, öldürdüm.” Sivri dişlerini gösteren hoşnut bir gülümseme yüzünü aydınlattı. “Aferin sana,” dedi omuzlarımı sıktığında. “İşte benim kızım.” Ve beni kendine çekip sarıldı. Ona benzediğimi düşündüğü anlarda kesinlikle çok iyi bir anne oluyordu. “Soruşturma konusu bu muydu?” Geri çekildi ve ellerini de indirdi. “Evet ama alfa bana inandı, mahkemede benim lehime savunma yapacak. Belki gitmeme bile gerek kalmaz.” “Bu iyi haber. Müdürün beni neden çağırdı?” “Muhtemelen soruşturma içindir ve ağır yaralandım.” Omuz silktim. Annemin şüpheci gözleri beni yeniden süzdü. “Bir sorun var,” dedi başını yana doğru yatırdığında. “Nedir?” Derin bir nefes aldım. “Müdürün odasına giderken konuşalım,” dedim kapıyı işaret ederek. Benimle birlikte kalan hastaları rahatsız etmek istemiyordum. Usulca başını sallad…