Bölüm 10: Sınırlar
Yazar: Şeydanur İpek

✨Bölüm 10: Sınırlar✨ Amber Shadow: Tek başına olmanın kendine göre iyi yönleri vardı. Kaybetme korkusu yoktu, endişe etmen gereken tek şey kendi canındı. Sadece sen vardın, bir de kendine dair olanlar. Yanında birisi varken, birisi elini tutuyorken kendine dair hiçbir şey var olamıyordu. Buraya geldiğimden beri endişelerim hep Vanya da Lisa hakkındaydı. Bu iki kız Janice teyzeyi kaybettiğim günden bu yana kalbimin ısındığı iki nadir kişiydi ve şimdi kendimden çok onları düşünmek zorundaydım. Ve şimdi, Luther’in ertelenmesine izin vermediği haftanın son müsabakasına çıkmıştım. Aklım hala dün geceden beri gözünü açmamış olan Lisa’daydı. Elimde olsa Caleb’in derisini canlı canlı yüzdüğümden emin olurdum. Bütün bunlar onun başının altından çıkıyordu. “Shadow,” dedi Luther, soyadımı söyleyerek kendini tatmin etme çabasını zavallıca bulsam da çenesiyle gösterdiği mindere çıktım. “Ona gününü göster,” dedi arkamda dikilen Vanya. Onu küçük bir baş hareketiyle onayladım. “Mavros Knight.” Minderin karşı tarafından orta boylu, kumral bir çocuk çıktığında gözlerim onun yüzünü buldu. Köşeli çenesi, çikolata rengi gözleri ve dikkat çekici siması ile ilk defa gördüğüm bir tipti. Bana başıyla selam verdiğinde ilk defa bana bakan yabancı bir gözde düşmanlık görmedim. Aynı şekil onu selamladım. “İlk haftanın finali için hazır mısınız?” Luther ikimize birden sordu ama izleyici kitle daha heyecanlıydı. İkimiz de başımızla onay verdik, ben saldırı pozisyonu için hafifçe eğildiğimde o da saldıracağını belli eden şekilde pozisyon aldı. “Başlayabilirsiniz.” Mavros orta boylu ve fit birisiydi. Bu yüzden çeviklik konusunda sorunları yoktu. Keza çeviklik konusunda benim de endişem yoktu ama darbelerimin şiddeti konusundan hala sıkıntı çekiyordum. Kaslarım gelişiyor, kütlem artarak sağlıklı sınıra doğru yükseliyordu ancak hala yetersizdi. Güç gerektiren hamlelerde her zaman hasar alan ben oluyordum. Bir dizi yumruk, tekme ve kaçışın ardından Mavros güçlü bir rakip olduğunu belli edercesine herhangi bir yorgunluk belirtisi göstermiyordu. Eğildim, saldırdım, kalktım, savundum. Tekrar tekrar çarpıştık. “Böyle dövüşmeyi nerede öğrendin?” Sonunda onun da nefes nefese kaldığını gördüğümde gururumu biraz olsun toparlandı. Yutkundum. “Sokaklarda.” Dudakları kıvrıldı. “Gururum inci,” dediğinde savurduğu yumruk tam olarak yanağıma çarptı ve dişim ağzımdan fırladı. Geriye doğru sendelediğimde kör edici bir acı yüzümün sağ yanını istila ederken ağzımdaki kanı tükürdüm ve güldüm. “Sen nerede öğrendin?” Yeniden pozisyon aldım. “Özel şövalyelerden.” Kanlı dişlerimi göstermekten çekinmedim. “Gururum okşandı.” Bir kez daha çarpıştığımızda tekmem tam karnına denk geldi. Bu bana biraz olsa zaman kazandırdı, aralanmış bacaklarının arasından kayarak arkasına geçtiğimde bocalamış olması işime gelmişti. Yerden kalkmadan dizlerinin arkasına vurduğum tekmelerle onu yere düşürdüm ve ondan daha hızlı olduğum için kalktığımda o hala yerdeydi. Onu sıkıştırmak ya da tutmak için güce ihtiyacım vardı ve o da bende yoktu. “Üzgünüm,” dedim ve başka bir tekme başının yanına çarptığında onu bayıltmayı başardım. Alkışlar yükseldiğinde elim yanağıma gitti, sikeyim, çok acıyordu. Birkaç kişi Mavros’u revire götürürken ben de minderin çıkışına doğru yürüdüm. “Dur bakalım Shadow, gidebilirsin demedim.” Luther’in sesiyle adımım havada kaldı. Elimi yanağımdan indirmeden omzumun üzerinden ona doğru döndüğümde arkamda bir noktaya işaret verdiğini gördüm. “Gel June.” Şaşkınlıkla buraya doğru yaklaşan kıza baktığımda Meline’nin kız kardeşinin elinde iki hançerle buraya doğru yürümeye başladığını gördüm. “Sikeyim,” diye tısladı hemen minderin dibinde bekleyen Darcy. “Al benden de o kadar.” Vanya başını salladı. Gözlerim daha yüksek bir noktadan hafta finalini izleyen alfaya kaydı. Bu noktada müdahale etmesi ya da adil olmadığı hakkında bir şeyler söylemesi gerekmez miydi? Düşünceler geldiği hızda uzaklaştı, kimden ne bekliyordum ki? “Bu ne demek oluyor Bay Nash?” dedim Luther’e döndüğümde. “Alfa sizin…