Bölüm 9: Kan Büyüsü
Yazar: Şeydanur İpek

✨Bölüm 9: Kan Büyüsü✨ Lavanya Olden: Sebastian bir fetişi olsaydı, sanıyorum bu beni ensemden sürükleyerek götürmek olurdu. Günler sonra onun odasına yeniden girdiğimde ötekinde olduğu gibi ıslak ve dağınık bir haldeydim. Beni bıraktığında geçit kapandı, dönüp odasının kapısını açtığında kapının önünde bekleyen yüzler vardı. “Banyoyu hazırlayın,” dediğinde meraklı gözler beni gördü. Birkaç saniyelik duraksamanın ardından harekete geçtiler. Olduğum yerde saçlarımdan sular damlatarak beklerken onlar çıktıktan sonra başıma gelecekler hakkında kıyamet senaryoları üretmekle meşguldüm. Keza Sebastian her zaman olduğu gibi sakinliğinden ödün vermiyor, normal bir günün huzurlu saatlerini yaşıyormuşuz gibi bekliyordu. İki omega sıcak su ve köpük dolu küveti hazırladıktan sonra hızlıca çıktılar. Sebastian çenesiyle banyoyu işaret etti. “Buna gerek yok,” dedim gözlerimi devirerek. “Omegaların yatakhanesinde de duşlar var.” “Ama banyo yok,” dedi beni ittirirken. Açıkça aksini kabul etmeyeceğini belli ettiğinde iç geçirdim ve banyoya yürüdüm. O da hemen bir adım arkamdan geliyordu. “Sen neden geliyorsun?” diye sordum küvetin yanında, yarı karanlık banyoda durduğumda. Banyonun başka yerlerinde yanan kokulu mumlar hoşlardı. Gözlerini benimkinden ayırmadan üzerindeki deri yeleğin minik kemerlerini çözmeye başladı. “Ben de yıkanacağım,” dediğinde yutkundum. Pekâlâ, bu düşündüğümden daha farklı ilerliyordu. Buraya gelirken kafamda elbette bir plan vardı ama bu Sebastian’ın da bana gerçekten nefretle takıntılı olduğunu bilmeden önceydi. Fakat şimdi, o da en az benim kadar rezil durumdayken bunu nasıl yöneteceğimi bilmiyordum. Özellikle de kız kardeşimin katiline karşı böyle tepkiler veren hain bir bedenim varken içimdeki bu nefret yön değiştiriyor ve tamamen kendime yöneliyordu. “Bunu yapmak istemiyorum,” dedim kollarımı kendime sardığımda. Hayır, istiyorum. Onun bedenini hissetmenin nasıl bir şey olacağını merak ediyordum. Kendi hislerimi merak ediyordum. “Ama ben istiyorum,” dedi gömleğini çıkartarak çıplak, güçlü göğsünde mumların kızıl alevlerinin yansımasına izin verdi. “Soyun.” Dudaklarımı birbirine bastırdım. Çıplaklık beni o kadar da utandırmazdı, en azından diğerlerini utandırdığı kadar. Çenemi yukarı dikerek üzerimdeki gömleğin düğmelerini hızlıca çözdüm, ona meydan okuyordum. Ne kadar ileri gidebilirdi, merak ediyordum. Bunu gerçekten yapacak mıydı? Daha önce Christian’ın dokunduğu bedenime dokunabilecek miydi? O pantolonunu çıkartırken ben de altımdaki üniforma pantolonunu sıyırdım ve karşısında sadece iç çamaşırları ile dikildim. Kısa saçlarım, omuzlarıma dokunurken beni örtmekten çok uzaktalardı. Sebastian gözlerini benim kızıl gözlerimden ayırmadan kendinden emin adımlarla küvete yürüdü. Büyük küvetin için oturduğunda su hafifçe çalkalanarak taştı, küvet ne kadar büyük olursa olsun onun cüssesi karşısında küçük kalmıştı. Benim için yer yoktu. Tabii kucağını saymazsak. “Onları da çıkar,” dedi iç çamaşırlarımı göstererek. “Bundan ne elde edeceksin ki?” Ellerimi kalçalarıma doğru koyduğumda homurdandım. Başını arkaya atarak bana baktı. “Bazen çok geveze olduğunu düşünüyorum.” Ona samimiyetsiz bir gülümseme ile baktım. “Bazen çok şerefsiz olduğunu düşünüyorum.” “Ne yazık ki ne düşündüğün önemli değil.” Omuzlarını silkti. “Ne yazık ki senin ne düşündüğünde önemli değil.” “Lavanya,” dediğinde adım dudaklarından sert bir küfür gibi döküldü. “Buraya gel, hemen.” “Sebastian,” dedim aynı tonda. “İstemiyorum.” “İstediğini biliyorum.” Uzanıp bileğimi tuttu ve ben müdahale edemeden beni iç çamaşırlarımla birlikte suyun içine çekti. Kendimi onun kucağında otururken bulmam sadece birkaç saniye sürmüştü. Sırtım göğsüne yaslandığında kolları belimi sarıyordu ve bacaklarım onunkilerin üzerine doğru uzatılmıştı. Küvet benim gibi küçük birisi için oldukça uygun boyutlardaydı ama Sebastian’ın kucağı da bir noktada rahat sayılırdı. Altımda neredeyse çıplak olduğunu düşünmediğim sürece… “Beni bırak,” diye söylendim yalandan. Bırakmak bir yana dursun, b…