DÖNÜŞ
Yazar: Simiyyiii

Saye Ayas YAĞIZOĞLU- Gün aymış yerini habercisi olan kuş cıvıltılarına bırakmıştı çoktan, halsizdim çok yormuştu geçirdiğim zaman beni, altı yıldır okuduğum okuldan pişman değildim ama kendimi bu kadar yıprattığım için çok pişmandım. Ankaradaki son günümdü bugün , bu şehri çok seviyordum. Gri dedikleri şehrin gök kubbesi altında tanıdığım herkes bana iyi gelmişti . Canım dostlarım Helen ve Burak'ı getirmişti bu şehir bana. Birazdan arabama atlayıp havalimanına gidecektim. Esenboğa havalimanından çok kez geçip gitmiştim Mardin'e ama bu sefer sondu. Sonra geleceklerim hep misafirlikti belki ama yıllarımı geçirdiğim bu şehirde son günümdü. Kapının eşiğinde beni bekleyen arkadaşlarıma baktım. "Ağlayın bir de utanmadan"dedim ama onlara demesem ben ağlardım şuracıkta. "Aşkım bu kız kendini fazla önemsiyor heralde. Gidiyor diye ağlayacakmışız" diyen Helen'in omzuna yavaştan vurup Burak'ın ikimizi de kolunun altlarına alışıyla dış kapıya doğru yöneldik. "Ya ağlamazsınız zaten" diyen Burak çok kinayesinde haklıydı. İlk üniversiteye kayıt için geldiğimde tanıştığım tek dostumdu, Helen . O benim hep destekçimdi. Kütüphanede sabahladığımız günlerde tek yoldaşımdı. Ailesi Ankaralıydı ama o yaşadıkları ilçe merkeze uzak diye şehirde bir evde kalıyordu. Tanıştıktan sonra yan evini ben tutmuştum hızlıca. Benim içinde iyi olacaktı tanıdığım birine yakın olmak. Yine böyle sabahlamalı bir kütüphane gününde çay almaya yolladığım Helen kendine koca bulup geldiğinden Burakla orda tanışmışlardı. İnşaat mühendisliği bitiren Burak,İki sene önce mezun olmuş mezun olduğu gibi babasının işlerini devralmıştı. Çokta beklemeden geçen sene evlendiler,üç senelik beraberliklerinden sonra bir senelik evlilikleri vardı. Hayat , herkese böyle şans nasip etmiyordu. Ben bu zamana kadar tek bir adamı sevdim. O beni görmedi bile, Mardin'de sokakta yürürken elli adam bakardı. Kaç kişi haber salardı istemek için ama bir o görmedi beni. Helenle uzun uzadıya yaptığım kız gecelerinde anlatırdım bazen . Babam tembihlese de dışarıda olmasada evde içerdik. Çakırkeyif olmaya başladığımda döküverirdim içimi , gönlüm bir onaydı benim. O beni bilmese de... Arabayı birileriyle aldırmasını söylediğim babam ağalığını yapmış,'Helen kızıma mezuniyet hediyemdir.' dediğinde yüzümde güller açmıştı. Ailem böyle insanlardı. Babam canı olana canan olmayı öğütlemişti hep. Abilerim iki eli kanda olsa koştururdu herkesin derdine. Annem... O benim kapanmayan, durmayan kanayan yaramdı. O beni pek sebebini bilmesemde sevmezdi ama ben sayardım onu. Havalimanına indiğimizde üçümüz birbirimize baktık. Önden eşyalarımı yolladığımdan bir kol çantam vardı elimde . Helene yaklaştığımda gözleri çoktan dolmuştu. Sıkıca sardı kollarını bana. Annem sarılmamıştı ki bana daha böyle. Bu kız canıyla kanıyla sarılıyordu. Kadın doğumda uzmanlık yaptığından mıdır bu kadar annelik duygusu bilmesi, annesinin onu çiçeğim diye sevmesinden midir. Anne gibiydi Helen... Elimde ki anahtarı uzattım. "Adil ağamın mezuniyet hediyesi"dememle şok içinde bakarken Burak kahkahayı basmıştı. "Delirme. Kabul edemem bunu"saf yavrum benim "Edersin niye etmeyeceksin. Babam seni çok sevdi. Kızıma yoldaş oldun diye hediye etmek istemiş. Kabul etmezsen ev alır, onu da kabul etmezsen Ankara Çubuk'ta ki turşu fabrikanızı babandan satın alıp senin üzerine yapar"dediğimde güldü. Ankara Çubukluydu Helen , esaslı kızdı. Ailesi desen tam bir anadolu ailesiydi. Zorlukla okuttukları oğulları öğretmen olmuştu. Sonra babası turşu işine girince işleri toparlamışlardı. Bunda abimi arayıp Mardinde ki çoğu lokantanın turşu işlerini yapmalarını sağlamamda biraz katkısı vardı elbette ama olsun. Bu aileye değerdi. Uzaklaşıp Burak'a sarıldığımda o da aynı içtenlikle sarıldı bana. Abi gibiydi. Miran abime çok benziyordu zaten . Huyu suyu aynıydı. Dış görüntüleri benzemese de. Burağımız bildiğiniz sarı pipiydi. Benim abilerim kara Yağızlardı. Yağız aşiretinin Yağız delikanlıları. "Kız kardeşim sana emanet"dediğimde kafasını salladı. "Miran abiye çok selamı…