Bölüm 1
Yazar: Vance

Yavaşça olduğum yere çömeldim. Onlarca bitkinin içinden gözüm sadece birini arıyordu, tilki zambağı. Parlak turuncu rengi gözüme çarpınca istemsizce gülümsedim. Hemen çiçeğe uzandım ve onu kopardım. Amacım bir demet yapmaktı. Bir süre sonra yeteri kadar çiçek bulduğuma ikna oldum ve keyifle arka bahçeye ilerledim. Bu çiçekleri babama götürüyordum. Babam çiçekleri çok severdi, özellikle de tilki zambağını. Nedenini hiçbir zaman söylememişti. Şimdi istese de söyleyemezdi zaten… Bahçedeki büyük çınara doğru ilerledim. Bu ağaca her gittiğimde içimi bir hüzün kaplıyordu. Elimdeki buketi biraz daha sıktım ve tam ağacın altında durdum. Yere oturdum. Tam karşımda, toprağın altında yatan kişinin babam olduğunu bilmek hala acı veriyordu. “Baba,” diye fısıldadım. Sanki biraz yüksek sesle konuşsam onu rahatsız edermişim gibi hissediyordum . “Ben geldim.” Buketi toprağına bıraktım. Babamı kaybedeli neredeyse 4 yıl olmuştu. Bir gün evde sakince oturduğu sırada geçirdiği kalp krizi yüzünden hayatını kaybetmişti. Ben o zaman arka bahçedeydim. Bıçaklarımı sıraya dizmiş, düzenliyordum. Onun duymadığım için sonrasında öyle bir vicdan azabı çekmiştim ki… Biraz konuştum babamla, günümü anlattım. Beni duyabildiğini biliyordum. Belki biraz garip gelebilir ama onunla konuştuğumda sanki rüzgar biraz daha sert esiyor, babamın sesini kulağıma taşımaya çalışıyordu. Keşke başarılı olabilseydi. Sesini unutmaktan o kadar çok korkuyordum ki… Keşke yapabilseydi. Gözlerim istemsizce doldu. Gözyaşlarımı özgür bıraktım ve biraz başucunda ağladım. Biraz sonra yerimden kalktım. Küçük kulübeme doğru ilerledim. Bugün okulum vardı. İçeri girip çantamı hazırladım. Ben Celestoria Akademi son sınıf öğrencisiydim. Akademi, ismini yaşadığı topraklardan alırdı. Hafta içi günleri akademide kalınır, cuma akşamı isteyenler ailesinin yanına giderlerdi. Ben her cuma günü evime, babamı görmeye gelirdim. Çünkü onunla konuşmak bana her zaman iyi gelirdi. Bugün de pazartesiydi. Yani okula gitmem gerekiyordu. Bilerek biraz erken kalkmıştım, sabahları koşuşturmacalardan nefret ederdim. Saçımı hızlıca ördüm. Kapının hemen yanındaki aynadan kendime baktım ve çantamı alıp dışarı çıktım. Yolda zaten ezbere bildiğim ormanı tekrar ezberledim. Ağaçlara baktım, çam ağaçlarının üzerinde kar vardı. Çok güzel görünüyordu. “Rydel!” Düşüncelerimden sıyrılıp sesin geldiği yöne baktım. Gördüğüm kişi karşısında şaşkınlığımı gizleyemedim. Bana seslenen kişi akademideki en yakın arkadaşım Vexa’ydı. Kızıl saçlarını bugün açık bırakmıştı. Yeşil elbisesinin üstüne kahverengi bir korse giymişti. Tam bir peri kızına benziyordu. “Vexa?” Dedim şaşkınlığımı istemeden sesime yansıtarak. Gülerek bana yetişmek için adeta koştu. Vexa genellikle okula geç kalırdı. Bu yüzden onu bu kadar erken saatte, üstelik bana yetiştiğini görmeyi beklemiyordum. “Sabahın köründe kalktım Rye!” Dedi. “Geç kaldım sandım! Hayatımda ilk defa bu kadar erken kalktım! Korkunçtu!” Güldüm. Vexa’nın bu hayatta en çok sevdiği şey uyumaktı. Genellikle ilk derse ucu ucuna yetişirdi, sırf daha fazla uyumak için… “Hiç saate bakmadın mı?” Diye sordum “Valla ne yalan söyleyeyim hiç aklıma gelmedi.” Biraz yürüdük. Vexa yoruldum diye mızmızlanınca dinlenmek için bir kayanın üzerine oturduk. “Oh be,” dedi Vexa. “Bacaklarım kopmuş!” “Abartma istersen, daha on dakika olmadı.” “Nasıl ya?” “Belki de olmuştur, bilmiyorum. Ama çok olmadı işte.” Saatimiz olmadığı için dersin başlamasına ne kadar kaldığını bilmiyorduk. Bir süre sonra kalktık ve okula yürümeye devam ettik. Geldiğimizde ikimiz de odalarımıza çıktık eşyalarımızı yerleştirmek için. Aynı katta kalıyorduk fakat odalarımız farklıydı. Katımıza çıktığımızda planım sadece eşyalarımı koymaktı, düzenlemeyi sonra da yapabilirdim. Çünkü biraz üşeniyordum ve oldukça açtım. Kapıyı açtığımda oda arkadaşım Sevira’yı görmeyi bekledim ama onun yerine yataklardan birine sırtını dayamış ve beni izleyen bir adamla karşılaştım. Onu daha önce akademide gördüğümü hatırlamıyordum. Yeni gelmiş olabilir miydi? Gerçi d…