Ruhun Barut İzi ll Barutun Sustuğu Yer

57. Bölüm

Yazar:

Ruhun Barut İzi ll Barutun Sustuğu Yer – Hanife kitap kapağı
Ruhun Barut İzi ll Barutun Sustuğu Yer – Hanife kitap kapağı

Bölüm görselleri

Ruhun Barut İzi ll Barutun Sustuğu Yer - 57. Bölüm bölüm görseli 1
Ruhun Barut İzi ll Barutun Sustuğu Yer - 57. Bölüm bölüm görseli 1

BARUTUN SUSTUĞU YER VE YENİ BİR BAHAR Demir, kafasındaki o kırk tilkinin sesini susturup kendi dairesine geçmiş; Fadime ise Aras’la bizi yalnız bırakmak, o hasret dolu ilk saatlerimize hürmet etmek için karşı daireye, Ayşen’in yanına gitmişti. Nihayet Aras, ben ve minik Kardelen’im baş başaydık. Kardelen, beşiğinde melekler gibi derin bir öğlen uykusuna dalarak bizi baş başa bırakmıştı bile. Ayşen ona öyle güzel, öyle anne şefkatiyle bakmıştı ki, kızım muntazam bir uyku düzenine kavuşmuştu. Tam o sırada Utku’nun Aras’ı arayıp kışladaki durum hakkında bilgi verdiğini duyunca, sabahki o kuruntularımın ne kadar yersiz olduğunu anladım. Biz ne zaman huzura ersek, ne zaman kucaklaşsak hep arkasından devasa bir kaos koptuğu için artık kaossuz, fırtınasız bir hayata alışmakta güçlük çekiyordum. Meğer o telaş, içimdeki o eski yaraların hayaletiymiş. Aras, salonda oturduğum koltuğa doğru yavaşça yaklaştı. Yüzünde, sulara akseden güneş gibi ılık bir tebessüm vardı. "Ne yapmak istersin Mor Çiçeğim?" diye sordu, sesi fısıltı gibi yumuşacıktı. Gözlerinin tam ortasına bakıp gülümsedim: "Uyumak haricinde her şeyi yapabilirim Aras... Artık uymak, o karanlıkta kalmak istemiyorum." Aras yanıma oturdu. Kaslı kollarını belime dolayıp beni geniş göğsüne bastırdı. Çenesini başımın üzerine koyup saçlarımı okşadı. "Böyle kalsak olur mu?" dedi, derin bir nefes çekerek. "Evet, Barut Kokulum... Sonsuza kadar seninle böyle göğsünde kalabilirim." Bir süre hiç konuşmadan öylece kaldık. Başımı kalbinin üzerine koyup o ritmik, güçlü atışları dinlemek; dünyadaki tüm gürültüleri susturan tek müzikti benim için. Aylar su gibi aktı, evde tam anlamıyla bir seferberlik ilan edilmişti. Bir hafta boyunca evde aralıksız yoğun egzersizler yaptım. Fadime başımdan bir an bile ayrılmıyor, ilaç saatlerimi, kas hareketlerimi bir hekim titizliğiyle takip ediyordu. Aras ise kalan tüm zamanını kızıyla geçiriyordu. Bir insana hem adalet dağıtan sert bir subay, hem tutkulu bir eş, hem de bu kadar müşfik bir baba olmak bu kadar mı yakışırdı? Çankaya’daki Özel Fizik Tedavi Merkezi’nin geniş salonundaydık. Aras birkaç adım ötemde durmuş, ellerini açmış bana bakıyordu. "Hadi aşkım... Başarabilirsin! Bizim için, kızımız için hadi..." Ayaklarımı paralel barlara dayayıp destek alarak basmaya çalıştım. Bacaklarımdaki kaslar titriyor, sinirlerim feryat ediyordu. "Iııı... Yapabilirim! Yapabilirim!.." Şiddetli bir gayretle bir adım attım öne doğru... Sonra bir adım daha! Aras karşımdaydı; ona koşup boynuna sarılmak, yıllardır hayalini kurduğumuz ama bir türlü fırsat bulamadığımız o yemyeşil pikniğe gitmek, yarım kalan tüm hayallerimizi tek tek gerçekleştirmek için direniyordum. Bir adım daha attım. Şakaklarımdan süzülen ter damlaları gözlerimi yakıyordu ama durmadım. Yapabiliyordum! Bacaklarımı düz basıyordum artık. Sonra büyük bir cesaretle tutunduğum barı bıraktım, Aras’a doğru tek başıma bir adım atmaya çalıştım. Ancak kaslarım gücünü kaybetti, dengemi yitirip öne doğru devrildim. Aras bir şahin gibi atılıp beni yere düşmeden kucağında yakaladı. Gözlerimi kapatıp başımı salladım. "Hayır Aras! Tutma beni... Ben yapacağım!" Düşsem de, dizlerim kanasa da kendim kalkacaktım. Tekrar barlara tutunup ayağa kalktım. Adımlarımı attım, derin bir nefes alıp ellerimi tekrar bıraktım. Yine dengemi kaybedip düştüm. Kenarda bizi izleyen Fizik Tedavi Doktoru gülümseyerek yanımıza geldi: "Menesa Hanım, kaslarınız bugünlük çok yoruldu. Ama destekli de olsa adımlamanız, bu kadar kısa sürede ayağa kalkmanız büyük bir başarı. Felç riskini tamamen attınız." "Teşekkür ederim doktor bey... Desteğiniz için çok teşekkür ederim." Eve döndüğümüzde bedenim bitap düşmüş, epeyce terlemiştim. Aras beni yine o özel yaptırdığı küvette, lavanta kokulu köpüklerin içinde yıkadı. Benim için bir şeyler yapmaktan, bana hizmet etmekten öyle gurur duyuyordu ki... Yaşadığım, nefes aldığım için göğe minnettardı. Onca acıya, yıkıma rağmen dimdik yanımdaydı. Anladım ki onun bu dünyadaki en büyük mutluluğu da, tek zaferi de bendim…

Bölümün tamamını WritePad'de oku