Ruhun Barut İzi ll Barutun Sustuğu Yer
56. Bölüm
Yazar: Hanife

Bölüm görselleri

MASKELERİN ARDINDAKİ TEBESSÜM VE SESSİZ BIKKINLIK Hayat bana büyümeyi amansızca öğretmişti. Ne yaparsam yapayım, insanoğlu alnına yazılan o ilahi kaderden kaçamıyordu. Kader dediğin, doğduğun ilk nefeste yazılmaya başlarmış. Ben daha kendi içimdeki Aybüke’yi tam anlamıyla yaşatamadan, hayatın sert rüzgarlarıyla Menesa olmuştum. Bir prenses edasıyla büyütülen o kız çocuğu, kendi ayakları üzerinde durmaya karar verdiği an gerçeklerin soğuk duvarına çarpmış, her defasında yere çakılmıştı. İşte tam o bozgun yıllarında Allah bana Aras’ı yollamıştı; bir koruyucu, bir kahraman ve her şeyden önemlisi vatanına sevdalı çelik gibi bir asker… Ben yere her çakıldığımda Aras elimden tutup beni düştüğüm o karanlık çukurdan kaldırmıştı. Çok savaş vermiştik. Dile kolay, neredeyse üç yıldır süren amansız bir mücadeleydi bu. Ve ben bu mücadelenin koca bir yılında, dünyadan ve sevdiklerimden habersiz derin bir uykudaydım. O derin uykuda anladım ki dünya sadece geçici bir perdeydi ve bizler o perdenin önünde aktörlük yapmaya çalışan fani ruhlardık. Uykudayken o perdenin arkasını görmüştüm; asıl ait olduğumuz yeri, Rabbimizin bizlere vadettiği o sonsuz cenneti… Ve o gün bir karar verdim: Artık başımı seccadeden hiç kaldırmayacak, ne yaşanırsa yaşansın her nefeste şükretmeyi bilecektim. O karanlık odadaki düşmanlar, bizden sadece vatanımızı ve toprağımızı çalmak istemiyorlardı; Allah’a olan sarsılmaz bağlılığımızı da hedef almışlardı. Onların yolu kandan ve zulümden geçiyordu ama bizim yolumuz, sadece vatan uğruna değil, bize nefes almayı nasip eden Yaratıcı’ya uzanıyordu. Aras beni o gün banyoda pamuklara sarar gibi yıkadı. Allah ondan bin kere razı olsun; öyle merhametli, öyle yüce bir adamdı ki bana kırılacak bir cam bebekmişim gibi davranıyordu. Bir yetim ve bir asker olarak hayatın tüm yükünü omuzlamış, tek başına mücadele etmişti. Çok operasyon görmüş, bedeninde ve ruhunda derin yaralar almıştı ama yine de başını seccadeden bir an olsun kaldırmamıştı. Aras benim için sıradan bir şans değil, Rabbimin katından bağışlanmış bir lütuftu. Banyodan sonra beni koca bir havluyla dikkatle kuruladı. Yüzünde, o sert mizaçlı komutan halinden eser kalmayan sıcacık bir tebessüm vardı. Bacaklarımı henüz hareket ettiremiyordum belki ama Aras benim kolum, kanadım, tutunacak dalımdı. Ailem yanımdaysa, onun kokusu göğsümdeyse her şeye dayanabilirdim. İkimiz de bornozlarımızın içinde çocuksu gülücükler saçıyorduk. Aras gardıroba gidip benim için kıyafetler seçti. Nisan ayıydı; Ankara’nın o meşhur ayazına karşın dışarıda tatlı, ılık bir bahar havası esiyordu. Aras üzerime benim için özel olarak aldığı mor renkli penye üstü, altına da yine takımı olan mor pijama altını incitmeden giydirdi. Belli ki ben yokken her detayımı düşünerek alışveriş yapmıştı. Kendisi de üzerine siyah bir tişört ve siyah eşofman altını geçirdi. Saçlarımı havluyla nemini aldıktan sonra kurutma makinesini getirdi. Parmaklarını saçlarımın arasında gezdirerek nazikçe kuruttu. Eğilip kulağıma fısıldadı: "Çok güzel oldu benim Mor Çiçeğim..." Gözlerinin içine bakıp mırıldandım: "Sen de çok yakışıklı oldun Barut Kokulum..." Saçlarımı okşayıp devam etti: "Bir süre yanındayım Mor Çiçeğim... Bütün birikmiş izinlerimi kullandım. Seninle doya doya vakit geçireceğim, bir yıllık hasretimi çıkaracağım." "Çok sevindim buna Aras," dedim iç çekerek. "Yanımda olmana, elimi tutmana... Bir yıl önce sana 'Hayatına devam et' diye mesaj yollamıştım. Eğer beni beklemeseydin, kendine yeni bir yol çizseydin bile sana saygı duyardım..." Aras bir anda duraksadı, o kehribar gözlerinde şimşekler çaktı ve kaşlarını çatarak bana baktı: "Menesa! Bana bir daha asla böyle bir şey söyleme! Söylemeye hakkın bile yok... Ben senden başkasıyla nasıl nefes alırım, nasıl hayata devam ederim?! Seni çok seviyorum ben Menesa, sen benim tek hayatımsın... Nereye baksam seni görüyorum. İnan ki karşıma dünyanın en güzel kadını da çıksa, senden başkasını görmez bu gözler!" Aşk dolu bu çıkış karşısında gülümsedim. "Özür dilerim Barutum... Ben…