Ruhun Barut İzi ll Barutun Sustuğu Yer
54. Bölüm
Yazar: Hanife

BİR MUCİZENİN ADI VE KÜLLERİNDEN DOĞAN BAHAR Hayatın ne kadar acımasız olabileceğini öğrenmek için geçen her saniye, Aras Karahanlı’nın şakaklarına yeni aklar düşürüyordu. Kışladaki göreviyle hastanenin o soğuk koridorları arasında mekik dokumaktan bitap düşmüştü. Yine o kapının önündeydi; yine o bildik çaresizlik dalgası duvarlara vuruyordu. Hastanedeki hemen her tıp mensubu, hatta en umutlu doktorlar bile artık pes etmişti. "Yaşamaz" diyorlardı. "Umut yok" diyorlardı. Ama Aras inanıyordu. Yüreğindeki o sönmeyen Barut ateşiyle karısının, Mor Çiçeği’nin yeniden hayata döneceğine, o menekşe gözleri açacağına sonsuz bir inançla bağlıydı. Artık dayanacak gücü kalmamıştı; ne pahasına olursa olsun karısını görmek istiyordu. Sert adımlarla koridoru yarıp doktorun odasına daldı. "Doktor bey! Ben karımı görmek istiyorum artık. Tam bir sene oldu! Daha ne kadar engelleyeceksiniz görmemi, daha ne kadar uzaktan izlettireceksiniz?!" Sorumlu doktor masasındaki evrakları yavaşça kenara çekip derin bir nefes aldı. Yüzünde ölümün o soğuk, hissiz maskesi vardı. "Aras Bey… Biz de tam bu konu hakkında sizinle konuşacaktık. Menesa Hanım’ın tıbbi olarak fişini çekmek için sizden onay istiyoruz. Artık cihazlarla uyutamayız, organ yetmezliği kapıda. Yaşama şansı istatistiki olarak sıfıra yakın." Aras’ın yumrukları kenetlendi, parmak boğumları bembeyaz kesildi. Göğsünün ortasına dev bir mızrak saplanmış gibi nefesi kesildi. Yüreği Sıkıştı; Canı, Mor Çiçeği gözlerinin önünde bir kez daha uçurumun kenarına sürükleniyordu. "Ne diyorsunuz siz doktor?!" diye kükredi Aras, sesi odanın camlarını titreterek. "Ne demek fişini çekeceğiz?! O kadın hâlâ nefes alıyor! Nasıl bir insanın hayatından bu kadar kolay vazgeçersiniz siz?! Bir hastanın, bir subayın canı bu kadar basit mi?!" Doktor geri adım atmadan soğukkanlılıkla yanıtladı: "Bakın Aras Bey, bir senedir elimizden gelen her şeyi yaptık. Fişinin çekilip beyin ölümünün gerçekleşmesini beklemekten başka çaremiz kalmadı." Aras bir anda kontrolünü kaybetti. Öfkeyle ileri atılıp doktorun yakasına yapıştı. O sırada dışarıdaki bağırtıları duyup içeri koşan Demir ve Utku, komutanlarını zapt etmek için hemen araya girdiler. "Ne diyorsun lan sen?!" diye bağırdı Aras, gözlerinden kıvılcımlar saçarak. "Ne biçim doktorsun sen?! Bile bile karımı ölüme mi terk edeceksiniz ha?! Hain misiniz lan siz?! Seni öldürürüm adam! Karımı kurtaracaksınız! Bana Hamdi Doktor’u çağırın, çabuk!" Utku ve Demir, Aras’ın doktorun yakasındaki kenetlenmiş parmaklarını zapt etmek için var güçleriyle asılıyorlardı. Demir gözyaşları içinde yalvardı: "Abi bırak! Mesleğini, üniformanı yakmana değmez abi! Sakın yapma, sakin ol ne olur abi!.." Aras doktoru hırsla geriye doğru fırlatıp ellerini çekti. Kendi askerlerine döndü; gözlerindeki o devasa yangın çaresizlikle perdelenmişti. "Nasıl bana sakin ol dersiniz lan?! Nasıl?!" diye haykırdı, sesi koridorda yankılanarak. "Benim yüreğim içeride canıyla mücadele ediyor! Karım orada tek başına can çekişirken ben nasıl sakin kalayım?!" Aras bir anda dizlerinin üzerine düşüp sinir krizi geçirmeye başladı. Elleriyle başını kavradı, şakaklarını sıktı. "Benim yüzümden…" diye fısıldadı içini çeke çeke. "Benim yüzümden oldu hepsi… O gün o tuzağa izin vermeyecektim! Bir canlı bombaya engel olmaya çalışırken, meğer milyonlarca insanın ölümünü planlamışlar! Sadece vatanımızı değil, bütün dünyayı harcadılar… O gün o hastanede ki tuvalete girip o yılanı kendi ellerimle öldürmeliydim! Karım… Mor Çiçeğim…" Aras başını duvara dayayıp gözyaşları içinde göğe doğru ellerini açtı. Boğazından düğümlenen hıçkırıklar koridordaki herkesin içini dağlıyordu. "Allah’ım dayanamıyorum… Allah’ım çek al bu acıyı benden! Yüreğim sıkışıyor Allah’ım, Mor Çiçeğimdi o benim… Allah’ım canı alan da veren de sensin! 'Fişini çekeceğiz' diyorlar Allah’ım… Benim de canımı al alacaksan! Kızımı annesiz, beni de nefessiz bırakma Allah’ım! Senden başka sığınacak kimsemiz yok bizim…" Aras acıyla yumruklarını hastanenin soğuk duvarlarına vuruyordu. Ça…