Ruhun Barut İzi ll Barutun Sustuğu Yer

53. Bölüm

Yazar:

Ruhun Barut İzi ll Barutun Sustuğu Yer – Hanife kitap kapağı
Ruhun Barut İzi ll Barutun Sustuğu Yer – Hanife kitap kapağı

BİR BARUT İZİ VE GÖĞÜN ALTINDAKİ GİZLİ KAHRAMANLAR Doktorlar, zamanın ve ölümün amansız çarklarına karşı canla başla bir insanlık mücadelesi veriyordu. Cehennemden fırlayan bu lanet virüs, kısa sürede sınırları aşmış, tüm dünyayı kasıp kavuran devasa bir yıkıma dönüşmüştü. Yabancı ülkelerin tıp devleri, laboratuvarlarında geceyi gündüze katıp aşı geliştirmeye çalışırken, gözlerini Türkiye’ye dikmişlerdi. Panzehirin anahtarını elinde tutan ülkemizden, Menesa’nın bedeninden alınan canlı örnekleri, kan serumlarını talep ediyorlardı. Fakat o canlı panzehir, kendi içindeki cehennemde günden güne eriyordu. Menesa’nın harap olmuş bedeninden alınan aralıksız örnekler, onu fiziksel olarak sınırlarına kadar zorluyordu. Vücudu harap düşmüştü; damarlarına zerk edilen hiçbir yabancı kanı kabul etmiyor, şiddetli alerjik reaksiyonlarla reddediyordu. Yatakta her kıvrandığında, etini kemiren acı yüzünden sessiz çığlıklar atıyordu. Dışarıda ise bilanço ağırdı; milyonlarca insanın ölüm sayısı korkunç bir hızla tırmanıyordu. Ülkede hayat adeta buz tutmuştu. TV yayınları tüm eğlenceyi, hayatın sıradan akışını kesmiş, sadece dakikalarla güncellenen acı haberleri ve karantina talimatlarını veriyordu. Mağazaların kepenkleri indirilmiş, sokaklar derin bir sessizliğe gömülmüş, sokağa çıkma yasağı kesintisiz devam ediyordu. Bu felaketin göbeğinde, gece gündüz laboratuvarda çalışan Fadime de ansızın rahatsızlandı. O zalim salgın, koruyucu tulumlara rağmen ona da bulaşmıştı. Menesa’nın bünyesinden yayılan virüs, diğer vakalara kıyasla çok daha agresifti; cildinden sızan su kabarcıkları ve mikro parçacıklar, havada asılı kalarak ölüm saçıyordu. Fadime kısa sürede ağırlaştı ve yoğun bakıma kaldırıldı. Ciğerleri işlevini yitirdiği için solunum cihazına bağlandı. Hayatla ölüm arasındaki o ince çizgide yürüyordu. Demir, yoğun bakım ünitesinin soğuk camı arkasında gözyaşlarıyla dua ediyordu. Daha sevdasına doyamadan, hislerini yeni itiraf etmişken onu kaybetmenin korkusuyla kavruluyordu. Aras ise hayatının en ağır imtihanıyla baş başaydı. Bir yanda anasız kalan minicik kızı, diğer yanda yoğun bakımda hayatta kalmaya çalışan Mor Çiçeği... Kızının yanına bile gidemiyordu; Ayşen, virüs tehdidi yüzünden Kardelen ile birlikte evde kapalı kalmış, dışarıyla teması tamamen kesmişti. Utku da tıpkı Aras gibi görevinin başındaydı, kışla ve karantina hatlarında Aras’la birlikte omuz omuza nöbet tutuyordu. Zaman acımasızca aktı. Mücadelenin içinde geçen bir ayın sonunda Mart ayı geride kalmış, Nisan ayının ilk soğuk günleri kapıya dayanmıştı. Biyolojik aşıyı üretmek için yürütülen o yoğun çaba hiç durmadı. Ancak Aras, karısını göremiyordu; bu belirsizlik onu çıldırtmanın eşiğine getiriyordu. Yüreği paramparçaydı. Menesa, bir ay önce Fadime’nin yoğun bakıma girmesinden hemen önce, onun aracılığıyla Aras’a son bir mesaj yollamıştı. O gün Menesa, gözlerinden akan yaşlarla Fadime’ye fısıldamıştı: "Fadime... Aras beni bu halde görmeyecek. Beni son kez böyle tahrif olmuş, çökmüş hatırlamasını istemiyorum. Buna dayanamam... Aras’a söyle, onu çok seviyorum. Eğer yaşamazsam..." Fadime hıçkırıklarla onun sözünü kesmişti: "Hayır Menesa! Yaşayacaksın, lütfen..." "Hayır Fadime, lütfen söyle ona... Bensiz mutlu olsun. Bu ona vasiyetimdir; bensiz yaşamak, hayata tutunmak zorunda. Kızımız için..." Menesa’nın nefesi yetmiyor, kelimeler boğazına diziliyordu. Fadime, o helalleşmeden sonra bu arzuyu Aras’a iletmişti. Aras ise o günden beri içindeki karanlığa haykırıyordu: "Menesa... Ben seninle yeniden doğdum. Şimdi nasıl söylersin sensiz mutlu olmamı? Mor çiçeğim olmadan filiz verir mi bu yürek? Tamam Menesa’m... Görmeyeceğim seni o halde, yeter ki gitme! Sadece nefes al, seni burada bir ömür beklemeye razı bu Barut Adam... Lütfen Menesa’m, Barutun susmasına izin verme..." Her geçen gün Aras’ın kalbi biraz daha tükeniyordu. Menesa’yı bir ay boyunca hayatta tutan tek şey ise mucizevi bir kan uyumuydu. Vücudu dünyadaki hiçbir kanı kabul etmezken, sadece kocasının, Aras’ın verdiği kan damarları…

Bölümün tamamını WritePad'de oku