Ruhun Barut İzi ll Barutun Sustuğu Yer

5. Bölüm

Yazar:

Ruhun Barut İzi ll Barutun Sustuğu Yer – Hanife kitap kapağı
Ruhun Barut İzi ll Barutun Sustuğu Yer – Hanife kitap kapağı

Bölüm görselleri

Ruhun Barut İzi ll Barutun Sustuğu Yer - 5. Bölüm bölüm görseli 1
Ruhun Barut İzi ll Barutun Sustuğu Yer - 5. Bölüm bölüm görseli 1

Asi Nehri'nin Kana Bulanan Feryadı Yabancı İHA’dan bırakılan o kalleş bombalar, sınır üssünün göbeğine birer cehennem ateşi gibi düştü. Üsteğmen Karan’ın haince ilmek ilmek dokuduğu o sinsi plan, gökyüzünden gelen ölümcül gümbürtüyle saniyeler içinde altüst oldu. İlk patlamanın yarattığı devasa basınç ve şarapnel kasırgası, nizamiyeyi gevşetmek için pusuda bekleyen Üsteğmen Karan’ı da vurmuştu; hain subay aldığı ağır yaralarla kanlar içinde yere yığıldı. Üs bölgesi tam bir can pazarına dönmüştü. Patlamaların şiddetiyle askerler sağa sola savrulmuş, şehit sayıları bir anda çığ gibi artmıştı. Bombaların hedefi olan sıhhiye çadırında ise tam bir dram hakimdî. İlk sarsıntıyla kendilerini dışarı atmaya çalışan Tabip Fadime, düşen ikinci bombanın sıçrattığı acımasız şarapnel parçalarının göğsüne isabet etmesiyle ağır şekilde yaralanmış, bilincini kaybetmek üzereydi. **Menesa** ise patlamanın etkisiyle fırlayarak kafasını beton bloka çarpmış, kanlar içinde yere serilmişti. Zaman ve mekan algısını yitiren genç kadın, yavaş yavaş gözlerini araladığında heryerin bir yangın yeri, tam bir yıkım alanı olduğunu hissetti. Etrafta kurtulan az sayıdaki asker feryat figan sağa sola koşturuyor, tam bir panik hali yaşanıyordu. Ancak Menesa için durum çok daha korkunçtu; gözlerini açmasına rağmen heryer zifiri karanlıktı. Hafif bir ışık süzmesi hisseder gibi oluyordu ama hiçbir şeyi seçemiyor, göremiyordu. Yerden destek alarak acıyla doğruldu: "Göremiyorum... Ne oldu bana? Fadime! Orada mısın? Ses ver ne olur!" Elini titreyerek yavaşça gözlerine götürdü; parmaklarına bulaşan sıcak, yoğun kanı hissetti. "Gözlerim bağlı değil... Kör mü oldum? Hayır, hayır! Beni duyan var mı? Kimse yok mu?" diye çaresizce haykırdı. Üzerindeki şerefli askeri üniforması bombanın şiddetli basıncıyla parça parça olmuştu. Elinin tersiyle boynunu yokladı; orada takmayı hiç bırakmadığı iki künye vardı. Biri kendisine, diğeri ise Aras’ın ona gitmeden önce kutsal bir emanet gibi bıraktığı kendi künyesiydi. Ancak zincir kopmuş, boynunda sadece tek bir künye kalmıştı; zincirin ucundaki o tek metalin kime ait olduğunu kör karanlığında bilemiyordu. Göremediği için önündeki taş parçalarına takılarak acıyla yere kapaklandı. Düştüğü an, ellerini gayriihtiyari karnına, o altı haftalık minik mucizesine doğru götürdü. İçinden sessizce yalvardı: *"Bebeğim... İyi misin anneciğim? Ne olur ona bir şey olmamış olsun, ne olur dayan bebişim..."* Kafasındaki derin yarıktan sızan ılık kan, yüzünden aşağıya, dudaklarına doğru süzülüyordu. Tam o sırada, toz dumanın arasından sıyrılan iki gölge Menessa’nın yaşadığını fark etti. Bunlar, Karan’ın içeri sızdırdığı teröristler Hadu ve Şivan’dı. Hızla yaklaşarak Menessa’yı iki kolundan tutup hoyratça ayağa kaldırdılar. Menessa acıyla çırpındı: "Bırakın beni! Kimsiniz siz? Dokunmayın!" Hadu, sinsi ve vahşi bir gülüşle, "Bizimle geleceksin üsteğmen... Biz senin ecelin olacağız!" dedi. "Göremiyorum! Bırakın beni, bırakın!" diye haykırdı genç kadın. Şivan, yanındaki Hadu’ya bakıp sırıttı: "Demek görmüyorsun üsteğmen... Neyse, bizim zaten senin gözlerinle işimiz yok. Bize o gizli dosyaların yerini konuşman yeter. Yürü çabuk!" İki terörist, Menessa’yı yerlerde sürükleyerek, üssün arkasındaki patikadan dağdaki mağaralara doğru götürmek için harekete geçtiler. Ortalığı kaplayan yoğun barut dumanından göz gözü görmüyordu. Menessa, kafasındaki ağır yaradan ve durmayan kan kaybından dolayı yavaş yavaş baygınlaşmaya, bilincini tamamen kaybetmeye başladı. Bedeni ağırlaştı, ayakları süründü. Şivan panikle durdu: "Lan Hadu, bu kadın gitti..." Hadu öfkeyle çıkıştı: "Ne diyorsun lan? Ne gitmesi, daha yeni aldık!" "Gitti lan işte, görmüyor musun? Kafası kan içinde, nefes almıyor sanki!" Menessa’yı kurak toprağın üzerine yatırdılar. Hadu emir verdi: "Nefes alıyor mu bak hele Şivan!" Şivan, Menessa’nın narin boynuna pis parmaklarıyla bastırdı, ardından bileğindeki nabzını kontrol etti. Patlamanın ve travmanın etkisiyle Menessa'nın nabzı neredeyse durma noktasına gelmiş,…

Bölümün tamamını WritePad'de oku