Ruhun Barut İzi ll Barutun Sustuğu Yer
46. Bölüm
Yazar: Hanife

RUHUN VE BEDENİN İZLERİ Menesa, kavuşmanın getirdiği o kısa süreli sıcaklığın ardından ansızın panikleyerek bir adım geri çekildi. Zihnini bulandıran kâbusun ortasında, annelik içgüdüsü bir fener gibi yandı. Nefes nefese Aras’ın gözlerine baktı: "Kızım... Kızım iyi mi Aras? Nerede o?" Aras, karısının titreyen ellerini yatıştırmak istercesine şefkatle gülümsedi. "Gayet iyi, merak etme... Ayşen’in yanında, evimizde. Güvende." Menesa’nın bedeni hâlâ zangır zangır titriyordu. Yaşadığı ağır şokun, ölümün kıyısından dönmüş olmanın verdiği o sersemlikle Aras’ın gözlerine tam anlamıyla bakamıyordu; bakarsa o anı, o kanlı sahneyi yeniden yaşayacakmış gibi gözlerini kaçırıyordu. "Sen... Sen peki?" dedi, sesi fısıltıdan hallice çıkarken. "Nasıl oldu Aras? Nasıl hayatta kaldın?" Aras, nasırlı ve sıcak parmaklarıyla Menesa’nın yüzüne düşen saç tutamını yavaşça geriye doğru taradı. "Boynundaki kolye senin yaşam anahtarındı sevgilim... Kolyendeki mikroçip ve dinleyici sayesinde kurtardım seni." Menesa’nın eli gayriihtiyari boynundaki kolyeye gitti. Parmakları soğuk taşa pdokunduğunda gözleri doldu. "Demek bu yüzden... Bu yüzden sürekli boynumdaki kolyeyi kontrol ediyordun." "Evet," dedi Aras dürüstlükle. Ardından son 4 saatte yaşanan operasyonun, İstanbul’daki canlı bomba tehdidinin bertaraf edilişinin ve Rus ajanı Tatyana’nın yakalanışının kısa bir özetini karısına aktardı. Menesa anlatılanları dinledikçe gözyaşlarına hakim olamadı. İçinde aylardır, yıllardır bastırdığı o devasa isyan ve çaresizlik barajı aniden patladı: "Ben bu kadar canın vebaliyle nasıl yaşarım Aras!" diye haykırdı sessizce, hıçkırıklarının arasında. "Beni koruyan herkes bir bir öldü... Gülsara’nın hiçbir günahı yoktu! Onu o kadar iyi anladım ki... O kadar çaresizdim ki irademiz dışındaydık! Engin babam beni aldı büyüttü, 'Boyundan büyük işlere kalkma kızım' dedi. Dinlemedim babamı! 'Asker olacağım' dedim... Babam peşimden geldi, öldü! Hayatımın dev bir yalan olduğunu öğrendim; öz annemi, babamı buldum, onlar da öldü! En yakın arkadaşım benim yüzümden ölüyordu... Beni koruyan Türkmen arkadaşlarım sırf ben yaşayayım, aileme kavuşayım diye hayatlarını en ağır şekilde feda ettiler benim için! Ya sen... Sen daha ne kadar beni korumak için canından olacaksın? Ya gerçekten ölseydin! Ben seni vurdum Aras... Kendi ellerimle alıyordum canını! Görmüyor musun, ben herkese zarar veriyorum..." Aras, karısının bu kahredici iç döküşü karşısında kararlılıkla öne atıldı. "Hayır Menesa’m! Sakın öyle düşünme. Sen de bu vatan için, sevdiklerin için fedakarlıklar yaptın. Bu senin suçun değil. Sen değil miydin benim için kurşunlara siper olan? Sen değil miydin o gece vatan için direnen? Sen değil miydin depremde küçük bir kızın canını kurtarmak için göçük altında kalan? Lütfen Menesa’m, korkularının esiri olma..." Menesa hıçkırıklara boğularak başını iki yana salladı: "Aras... Kızım da zarar görürse benim yüzümden, buna nasıl dayanırım? Ben bir psikoloğum... Danışanlarımla empati yaparken, onları iyileştirmek için teorik bilgilere sığınırken aslında hiçbir şey bilmiyormuşum ben. Hiçbir ilaç, hiçbir terapi ruhumdaki bu derin çatlakları iyileştirmiyormuş. Hayat okulunda sınıfta kalmışım ben Aras... Hiçbir teorik bilgi yaşadığım bu acıları silmiyor!" Aras karısının gözlerindeki o devasa kırılmayı gördü. "Çok haklısın mor çiçeğim..." dedi yumuşak bir sesle. "Bu yüzden yaralarımızı birlikte saracağız. Birlikte güçlü olacağız, ayağa kalkacağız. Onlar bizi yıldırmaya çalışıyor ama biz yılmayacağız. Hadi şimdi yatağına geç, serumunu taktıralım. Az önce tekrar ölüyordun Menesa’m... O güzel kalbin duruyordu! Ben sensiz yaşayabilir miyim sanıyordun? Hadi, geç yatağına..." Menesa derin bir nefes alıp gözlerini sildi. "Tamam, sakinleşeceğim Aras ama burada kalmak istemiyorum. Evimize gitmek istiyorum. Gerekirse Fadime orada takar serumumu." Aras, karısının alnına dudaklarını bastırıp derin bir öpücük kondurdu. "Tamam, Fadime’yle konuşacağım. Gitmek istiyorsan gideriz sevgilim. Sen yeter ki iyi ol." Aras,…