Ruhun Barut İzi ll Barutun Sustuğu Yer
45. Bölüm
Yazar: Hanife

KALBİMİN VURULDUĞU YER Menesa gözlerini kapatıp birkaç kez hızla kırpıştırdı. Karşısında duran bu heybetli adam bir hayal, acıdan çıldıran zihninin ona oynadığı zalimce ve tatlı bir oyun olmalıydı. Kirpikleri gözyaşlarının ağırlığıyla titredi. Dudaklarından dökülen sesi; boğazındaki tahrişle pürüzlü, fısıltıdan hallice ve alabildiğine kesik kesikti: "A... Ar... Aras..." Aras, gözlerinde biriken ve kirpiklerinin ucunda sallanan o ağır yaşlarla baktı karısına. Hayatı boyunca nice fırtınaya göğüs germiş o dağ gibi adamın omuzları, ilk defa bu kadar kırgın, ilk defa bu kadar çaresizce çökmüştü. Fadime, o an iki sevdalı ruhun arasına girmemeleri gerektiğini çok iyi biliyordu. Yüreğini dağlayan şaşkınlığı ve gözyaşlarını bastırıp kapıdaki hemşirelere ufak bir işaret yaptı; bir mahrem gibi sessizce odadan çıkarak kapıyı arkalarından kapattılar. Aras yavaşça, adeta incitmekten korkar gibi bir adım yaklaştı. Sesi, içindeki yangının hüznüyle ve yanan ruhunun pürüzüyle titriyordu: "Benim Mor Çiçeğim... Yaşıyorum, bak. Buradayım, seninleyim..." Menesa hâlâ gözyaşlarının yakıcı nehrinde, ağır bir şokun ve gerçeklik kaybının pençesindeydi. Zihni ansızın o kâbus anına geri kaydı; elindeki o soğuk metal, Aras’ın göğsüne doğrulttuğu namlu ve ruhunu ortadan ikiye yaran iki el patlama sesi... Aras ona doğru bir adım daha atınca, Menesa dehşetle elini kaldırarak onu durdurmaya çalıştı. Parmakları zangır zangır titriyordu. "Dur! Sakın yaklaşma... Beynimin bana oynadığı zalim bir oyun bu! Sen... Sen öldün! Ben kıydım sana!" Aras, gözlerinin önünde çaresizlikten eriyen, vicdanının altında ezilen karısını izlerken göğsündeki acı kaburgalarındaki çatlağı bastırdı. "Hayır Menesa, benim... Yaşıyorum, bak tam karşındayım. Buradayım nefesim..." Menesa tam bir zihinsel karmaşa ve derin bir hezeyan içindeydi. Başını çaresizce iki yana sallarken göğsünü yırtan hıçkırıklara boğuldu. "Hayır! Ben seni vurdum... Kendi ellerimle vurdum seni! Ellerimde senin kanın var Aras!" Aras daha fazla dayanamadı. Kaburgasındaki çatlağın ve göğsüne oturan medikal korsenin getirdiği amansız, bıçak gibi acıya aldırmadan karısına doğru adımladı ve dizlerinin üzerine çöktü. O büyük, nasırlı ve sıcak elini Menesa’nın gözyaşlarıyla ıslanmış soğuk yanaklarına yerleştirdi; ardından karısının titreyen küçük elini kavrayıp siyah tişörtünün altındaki kendi kalbinin üzerine, tam göğsünün ortasındaki o sıcaklığa bastırdı. "Bak... Hisset, yaşıyorum Menesa’m. Kalbim atıyor, senin için vuruyor... Nefes alıyorum bak gözlerime mor çiçeğim... Ölmedim, buradayım. Kocan burada..." Menesa parmaklarının altında ritmik bir sadakatle atan o güçlü ve sıcak kalbi hissettiği an, ruhunun en derin yerinden kopan feryat gibi bir hıçkırık odayı kapladı. O an zihnindeki kâbus dağıldı, yerini mucizenin o yakıcı sıcaklığına bıraktı. "Sen... Sen... Ama nasıl? Aras... Aras, yaşıyorsun! Yaşıyorsun!" Aras karısının elini bırakıp kollarını onun narin bedenine doladı ve onu göğsüne sıkıca bastırdı. Menesa’nın sarsılan, acıdan yorulmuş bedenini bir sığınak gibi sarmalarken kısılan sesiyle fısıldadı: "Geçti mor çiçeğim... Buradayım, geçti. Bunu sana yaşatanlar, seni benimle imtihan edenler adaletin karşısında en ağır hesabı verecek..." Menesa, burnunu Aras’ın boynuna gömüp o buram buram güven kokan, huzur veren kokusunu ciğerlerinin her bir köşesine çekti. Yaşadığı vicdan azabının, ruhunu kemiren o zifiri kâbusun yükü, kocasına sarıldığı o an damla damla süzülüp gitti. **4 Saat Önce...** Menesa tuvalete girdikten sonra koridordaki her hücrem tetikte, her nefesim tetik üstündeydi. Bir şeylerin fena halde ters gittiğini, kapkaranlık bir hedefin ortasında kaldığımızı hissedebiliyordum. Johnson’ın peşimizi kolay bırakmayacağı, haince bir plan peşinde olduğu belliydi. Gülsara haince katledilmişti; bu uğurda ne masum canlar toprağa düşmüştü. Vazgeçmiyorlardı. Niyetleri bu toprağı, vatanı, evlerimizin huzurunu bölmekti. Ama fırsat vermeyecektik. Hiçbir vatan evladı tırnaklarıyla kazıdığı bu kutsal toprakları hainlere heba e…