Ruhun Barut İzi ll Barutun Sustuğu Yer
42. Bölüm
Yazar: Hanife

Mor Çiçeğin Ayazı Fadime, bakışlarını önce Demir’e, ardından salonun ortasında kıkırdayan gruba çevirdi. Yüzündeki o bildik Laz öfkesiyle kaşlarını çatarak konuştu: "Siz bu hamsi kafalıya ne bakıyorsunuz? Dalga geçiyor, görmüyor musunuz?" Demir, Fadime’nin bu çıkışına karşılık kaşlarını ağır ağır yukarı kaldırdı. Sesinde alaycı ama bir o kadar da dik bir edayla yanıt verdi: "Dalga denizde olur Laz kızı, benim de öyle kolay kolay boğulmaya niyetim yok." Fadime afallamıştı. Elini beline koyup şaşkınlıkla sordu: "Ula... Sen ciddi misin?" Odada bir anlık derin bir sessizlik oldu. Aras, Menesa, Ayşen ve Utku, Demir’in dudaklarından dökülecek kelimeleri merakla, nefeslerini tutarak beklemeye başladılar. Demir, gözlerini Fadime’den ayırmadan kestirip attı: "Baksana, seni ellere mi vereyim? Ben önce davranmazsam elden gideceksin." Fadime’nin yanaklarına ani bir sıcaklık bastı, ama siniri baskın geldi. Öfkeyle ayağa fırladı: "Ula sana mı kaldı beni düşünmek? Doktor olmasam o hamsi kafanı yarardım ya, neyse... Sakın bana başka gözle bakma! Burada herkes şahit; benim kimseye ihtiyacım yok, verecek sevgim de yok!" Fadime kapıya doğru yöneldiğinde Ayşen hemen atılıp onu durdurmaya çalıştı. "Ne oluyor Fadime, nereye?" "Geç oldu," dedi Fadime, sesindeki gerginliği bastırmaya çalışarak. "Kendi lojmanıma geçeyim. Size iyi geceler." Ayşen, ortamdaki gerilimi dağıtmak adına gözleriyle Utku’ya işaret etti. "Aynen arkadaşlar, geç oldu biz de kalkalım. Haydi Demir, sen de gel. Menesa da biraz dinlensin." Utku ve Demir ikiletmeden ayağa kalktılar. Demir, Aras’ın omzuna hafifçe dokunup Menesa’ya döndü: "Aynen yenge, tekrar geçmiş olsun. Hayırlı geceler." Aras ve Menesa arkadaşlarını güler yüzle kapıdan uğurladılar. Dış kapının kapanma sesi koridorda yankılanıp sessizlik yeniden eve hakim olduğunda, Aras ağır adımlarla karısına döndü. Kehribar gözlerinde sadece ona özel olan o derin, koruyucu ışık yanıyordu. "Mor çiçeğim..." dedi yumuşak bir sesle. "Kaldık baş başa..." Menesa daha fazla dayanamadı. Kollarını Aras’ın boynuna dolayıp ona sımsıkı sarıldı. Yüzünü onun boyun girintisine gömüp kokusunu içine çekti. "Seni çok seviyorum Aras. Ömrüm bitse de ebediyette de seni bekleyeceğim..." Aras da kollarını karısının beline sarıp onu göğsüne bastırdı. Dudakları Menesa’nın saçlarına değiyordu. "Ben de seni seviyorum mor çiçeğim, bahar gözlüm... O kadar hasret kaldım ki sana... Seni kaybetmekten ölesiye korkuyorum sevgilim. Rabbim bana korkuların en büyüğünü yaşatmasın. Her acıya dayandım ama senin yokluğuna dayanmak çok güç be mor çiçeğim..." Menesa başını kaldırıp kocasının gözlerinin içine baktı. "Ben buradayım Barut kokulum, asla seni bırakmayacağım. Sen de beni bırakma, ben de sensizliğe dayanamam." Aras’ın dudaklarında hafif, rahatlatıcı bir tebessüm belirdi. Duygusallığın karısını daha fazla yormasını istemiyordu. "Tamam, bu kadar duygusallık yeter," dedi tatlı bir otoriteyle. "Yoruldun, daha ameliyat yerin bile tam iyileşmedi. Ben şimdi karımı bir güzel yıkarım, pansumanını da yaparım, saçlarını da tararım... Sonra da koynuma alıp yatırırım." Menesa’nın gözleri aniden doldu. Lohusalığın getirdiği o hassas dalga yine içini kaplamıştı. "Ya... Bu lohusalık harbi insana kafayı yedirtiyor, çok duygusal yapıyormuş. Aras, beni öyle görmeni istemiyorum. Karnımı... O halde görmeni istemiyorum." Aras, karısının titreyen ellerini narince tuttu. Avuçlarının içini uzun uzun öptü. Ela gözlerinde minnet ve katıksız bir aşk vardı. "Sen bizden bir parça taşıdın içinde," dedi tane tane. "Onu binbir zahmetle, Allah’ın nasibiyle dünyaya getirdin. Bizim için bir fedakarlık yaptın Menesa. Ne yapsam hakkını ödeyemem. O kadar güzel bir annesin ki, kalbini kızımızın yanında bırakıp buraya geldin. Bedenindeki o iz bir kusur değil... Mor çiçek daha güzel açsın diye biraz yaprakları budanmış, o kadar." Menesa, kocasının kelimeleri karşısında adeta büyülendi. "Seni tanıdığım için o kadar şanslıyım ki... O kadar güzel bir yüreğin var ki bitanem. İyi ki, iyi ki varsın." Aras daha…