Ruhun Barut İzi ll Barutun Sustuğu Yer
4. Bölüm
Yazar: Hanife

Kederin Bedeli ve Sınırda Çınlayan Son Çığlık "Keder, sevginin bedelidir. Eğer acı çekmekten tamamen kaçınmak istiyorsan, hiç sevmemelisin." — *Irvin Yalom* İhanetin Sinsi Çemberi: 19 Eylül Takvimler **19 Eylül**’ü gösteriyordu. Menesa ve Aras’ın sınır hattındaki o amansız ayrılığının üzerinden tam iki kabus dolu ay geçmişti. Üssün arkasındaki kuytu gölgelikte, Üsteğmen Karan elindeki eski model tuşlu telefonu kulağına bastırmış, etrafı hain bakışlarla süzerek gizlice konuşuyordu. Hattın diğer ucunda Albay Cevdet vardı. "Zamanım daralıyor Karan! Ne yaptın, halledebildin mi?" diye kükredi Albay’ın boğuk sesi. Karan, sesini iyice kısarak, "Albayım, elimden geleni yapıyorum. Bugün adamlar üsse yaklaşacak ve Menesa’yı alıp götürecekler. Yalnız bir sıkıntımız var; Alper Yüzbaşı gölge gibi kızın peşinde, sürekli dibinde takip ediyor," dedi. "Ben anlamam Karan!" diye gürledi Albay Cevdet. "Menesa bugün o dosyayı konuşmak ve yerini söylemek zorunda! Vakit kaybediyoruz. Bu işi çabuk hallet, yoksa kendini şimdiden mezarda bil!" "Emredersiniz albayım, halledeceğim. Bugün Menesa teröristler tarafından kesin olarak esir alınacak. Yolu açacağım." Albay’ın sesindeki nefret katmerlendi: "Aras Yüzbaşı da o dağdaki operasyondan sağ dönmeyecek, duydun mu beni Karan? Tuzak işini tam istediğim gibi hallettin mi?" Karan sinsi bir gülüşle cevap verdi: "Hallettim albayım, her şey hazır. Bugün iki eş, birbirlerinden uzakta çok ağır bedeller ödeyecek." Telefonun ahizesinden yükselen Albay Cevdet’in şeytani kahkahası, kış kışa dönen bu kirli zaferin ilk işareti gibi karanlıkta çınladı. Aynı saatlerde Menesa, iki aydır yanından bir an bile ayırmadığı, kocasından kalan o eski askeri tişörtü göğsüne bastırmış, kokusunu içine çekerek uyumaya çalışıyordu. Her nefeste kalbi amansızca sıkışıyor, sevdiğinden doğru dürüst haber alamamak, onun yolunu gözlemek genç kadını delirtme noktasına getiriyordu. İdlib’in kavurucu temmuz sıcağı yerini eylülün boğucu toz fırtınalarına bırakmıştı. Bitmek bilmeyen patlama sesleri, günlerce süren su sıkıntısı ve sınırın o ilkel, sert şartları bedenini de ruhunu da tüketiyordu. Bu iki ay içinde Aras’tan sadece iki kez haber alabilmişti. O da, odasında gece gündüz açık tuttuğu askeri telsizden sızan kısa bir cızırtıdan ibaretti: **"Barut Adam güvende..."** Bu tek cümle, yüreğine su serpmeye yetiyordu ama sonrasında yine haftalar süren derin bir sessizlik başlıyordu. Aras dağlarda aç mıydı, esir mi düşmüştü, yaralı mıydı? Bir psikolog olarak üsteki askerlerin motivasyonunu yüksek tutmak için etkinlikler planlayıp duruyor ama kendi ruhunun darmadağın oluşuna hiçbir fayda sağlayamıyordu. Onun tek ilacı Aras’tı; barut kokusuna karışan o eşsiz lavanta kokusuydu. Son zamanlarda ise içindeki bu duygusallık ve halsizlik katlanarak artmıştı. Fadime ile sıhhiye çadırında yan yana otururlarken, kızıl saçlı arkadaşı Menesa’nın bitkin halini fark edip endişeyle sordu: "Menesa, dünden beri hiç iyi görünmüyorsun canım. Sürekli rengin atıyor, ikide bir kusmaya gidiyorsun." Menesa halsizce başını salladı: "Midem bulanıyor sürekli Fadime, ben de anlamadım. Bu halsizlik, bu ani bulantılar... Sıcaktandır belki, toz toprak mahvetti bizi." Fadime’nin yeşil gözleri bir anda kısıldı, muzip ama ciddi bir şüpheyle arkadaşına yaklaştı: "Menesa... Sakın hamile olmayasın kız? Sağlık çizelgene en son ne zaman baktın, regli dönemin ne durumda?" Menesa şaşkınlıkla duraksadı: "Bugün ayın kaçı sahi? Ben buradaki yoğunluktan, stresten günleri tamamen şaşırdım." "19 Eylül canım..." Menesa aklından hızlıca bir hesaplama yapmaya çalıştı. Temmuz ortasından bu yana geçen günleri düşündükçe gözleri hayretle büyüdü. "İmkansız... Neredeyse bir buçuk aydır gecikmişim. Olabilir mi böyle bir şey?" Fadime heyecanla sordu: "Bazen korunma yöntemlerinde kazalar olabiliyor biliyorsun. Siz o son gün korundunuz mu Menesa?" Menesa’nın zihni bir anda **18 Temmuz** gecesine, Aras’la o bunker odasında dünyayı unuttukları, birbirlerinin teninde kayboldukları o tutku dolu anlara gitti.…