Ruhun Barut İzi ll Barutun Sustuğu Yer
38. Bölüm
Yazar: Hanife

Bölüm görselleri

Anne Ve Baba'nın En Zor İmtihanı > *"Çocuklarımıza verebileceğimiz iki köklü miras vardır: Biri kökler, diğeri ise kanatlar."* > — **Jonas Salk** Gözlerimi yavaşça araladığımda, yüzümü kaplayan oksijen maskesinin plastiğe sinmiş o yabancı ve soğuk kokusuyla karşılaştım. Zihnimdeki sis perde perde dağılıyor, bilincim ağır aksak yerine geliyordu. Hatırlayabildiğim son şey, ameliyathanenin o steril, keskin ışıkları ve üzerime çöken çaresiz bir soğukluktu. Görüşüm henüz netleşmemişti; puslu dünyanın ortasında karnımdaki taze dikişlerin, her nefesimde kendini hatırlatan o yakıcı sızısını hissediyordum. "Bebeğim..." diye mırıldandım. Sesim, kurumuş boğazımdan güçsüz bir fısıltı gibi döküldü. Bir kez daha, bu defa tüm varlığımla çırpınarak, "Bebeğim..." dedim. Yaşıyor muydu? O minicik bedeni hayata tutunabilmiş miydi? Çok erken gelmişti dünyaya... Anne olmak meğer ne kadar ağır, ne kadar derin bir sızıymış. Bedenimden bir parça sökülmüş de ruhum binbir parçaya bölünmüş gibiydi. Daha birbirimizle bağ kuramamıştık. O cennet kokusunu içime çekememiş, ona kendi kokumu tanıtamamıştım. Titreşerek havalanan ellerim, zar zor ağzımdaki maskeye uzandı. Maskeyi çekip çıkarırken, tüm acılarıma inat avazım çıktığı kadar bağırmak istedim: "Bebeğim!" Fakat sesim hırıltılı bir çığlıktan öteye geçemedi. Yanımdan bir ayak sesi yükseldi ve bir hemşire aceleyle başıma üşüştü: "Menesa Hanım, lütfen sakin olun..." "Bırakın beni! Bebeğim nerede?" dedim, karnımdaki yırtılan acıyı bile umursamadan. "Menesa Hanım, bebeğiniz iyi. Küvözde... Çok minik olduğu için bir süre orada misafirimiz olmak zorunda. Lütfen kendinizi yormayın, sakin olun..." Gözlerimden süzülen yaşlar şakaklarıma doğru akarken çaresizce fısıldadım: "Bana... Bana Aras’ı çağırın. Eşimi istiyorum..." "Tamam Menesa Hanım, hemen çağırıyorum, lütfen dinlenin." O sırada hastane koridorlarında zaman Aras için durmuş gibiydi. Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'ne (YYBÜ) doğru adımlarken, içindeki fırtınayı dindirmeye çalışıyordu. Kızını uzaktan da olsa görebilme fikri, hem yüreğini ferahlatıyor hem de belini büküyordu. Fadime ve Demir de bu ağır yükü omuzlamak için onun hemen arkasındaydı. Demir, dostunun yaşadığı bu çaresizliği hissederek elini Aras’ın omzuna koydu; sıcacık, sessiz bir destekti bu. Fadime ise titreyen sesiyle fısıldadı: "Geçmiş olsun yüzbaşım... Menesa iyi olacak, Allah'ın izniyle." Aras, gözlerini koridorun boşluğundan ayırmadan, "Sağ ol Fadime..." diyebildi sadece. Kelimeler boğazına dizilmişti. Yoğun bakım ünitesinin önüne geldiklerinde Aras, büyük cam bölmenin önünde durdu. İçeride, sıralanmış küvözlerin arasında minik bedenlere bağlı cihazların mekanik bip sesleri yankılanıyordu. Aras’ın nefesi camda buğu oluşturdu. "Hemşire... Hangisi benim kızım?" İçerideki görevli hemşire camın arkasına geçip, köşedeki minicik bir küvözün yanında durdu ve eliyle bebeği işaret etti. Aras’ın gözleri bir anda doldu, görüşü buğulandı. Bebek o kadar küçüktü ki... Bir avuç içi kadar, savunmasız ve narin. Ama o an, Aras’ın göğsüne daha önce hiç tatmadığı, dünyadaki her şeyden daha ağır ve daha güzel bir duygu oturdu: Babalık. Elleri gayriihtiyari cama doğru uzandı, parmakları soğuk cama dokundu. *"Canım kızım... Kardelen'im benim..."* diye konuştu içinden, sesi kendi zihninde bile titriyordu. *"Benim küçük mor çiçeğim. Güzelliğini annenden almışsın... İyi ol, güçlü ol olur mu? Bizi bırakma sakın..."* Bir babanın çaresizlikle umudun tam ortasında durduğu en zor andı belki de. Arkasında duran Fadime ile Demir de bu manzaraya daha fazla dayanamayıp gözyaşlarına teslim oldular. Tam o sırada Menesa’nın yanından gelen hemşire, doktorla koridorda karşılaştı: "Doktor Bey, Menesa Hanım uyandı. Eşini görmek istiyor, kalkmaya çalıştı ama zor da olsa engel oldum." "Tamam, siz eşini çağırın. Ben de şimdi gidip değerlerini kontrol edeceğim." Hemşire hızlı adımlarla YYBÜ’nin önüne geldi. Aras hâlâ gözünü kızından ayıramıyordu. "Aras Bey, eşiniz uyandı. Sizi görmek istiyor." Aras’ın yüzünde ani bir rahatlama ve içten…