Ruhun Barut İzi ll Barutun Sustuğu Yer
37. Bölüm
Yazar: Hanife

GEÇMİŞİN ENKAZI, GELECEĞİN ÇIĞLIĞI Aras yavaşça ayağa kalktı. Askeri botlarının beton zeminde çıkardığı o tok, amansız ses, hastane koridorunun ölümcül sessizliğini bir bıçak gibi ortadan ikiye böldü. Her adımı kurşun gibi ağır, her adımı kor gibi öfke doluydu. Ayşen, Yüzbaşının heybetli gölgesinin kendisine doğru yaklaştığını hissettiğinde başını daha da öne eğdi; bakışlarında eriyen suçluluk duygusu omuzlarını çökertmişti. "Yüzbaşım..." diye mırıldandı, sesi bir yaprak gibi titrerken. Aras, onun birkaç adım önünde durdu. Yüz hatları mermerden kazınmış gibi hareketsiz, sesi ürkütücü bir şekilde sakindi. Ancak o sakinliğin altında, patlamaya hazır, önüne çıkan her şeyi yakıp yıkacak askeri bir fırtına gizliydi. "Anlat," dedi. Ayşen’in boğazından keskin bir hıçkırık kaçtı. "Yüzbaşım..." "Anlat!" Bu kez sesi, koridordaki duvarları sarsacak bir emre dönüştü. Gözlerindeki kan kırmızısı hareler Ayşen’in üzerine dikildi. "Menesa bir anda neden bu hâle geldi? Söyle... Ne konuştunuz?" Ayşen gözlerini sımsıkı kapattı. Yıllardır ruhunun en karanlık köşesinde sakladığı, vicdanını kemiren o devasa yük, artık taşınamayacak kadar ağırlaşmış ve Menesa’nın kanıyla harmanlanmıştı. Dudakları titreyerek, o lanetli ismi döktü: "Mert..." Aras’ın kaşları anında çatıldı, çenesi bir yay gibi gerildi. "Mert mi?" "Evet... Bugün Menesa’yı aramış." Ayşen’in gözyaşları yanaklarından süzülürken konuşmakta güçlük çekiyordu. "O... O geceyi anlatmış. Lisedeki o doğum günü partisinden bahsetmiş." Aras’ın dişleri birbirine vurdu, yumrukları çelik gibi sıkıldı. "Açık konuş Ayşen. Lafı dolandırma!" "O gece..." dedi Ayşen, hıçkırıklarının arasından nefes almaya çalışarak. "Mert’i... Partiye ben çağırmıştım. Ben davet ettim onu..." Hastanenin o soğuk, steril koridoru bir anda mutlak bir sessizliğe gömüldü. Zaman durdu, hava ağırlaştı. Aras tek bir kelime dahi etmedi. Sadece Ayşen’e baktı. Bakışları öylesine keskin, öylesine nefes kesiciydi ki Ayşen bir an kalbinin duracağını sandı. Yüzbaşının gözlerinde bir dostun değil, namlusunu hedefe doğrultmuş bir askerin soğukluğu vardı. "Devam et," dedi Aras, sesi buz tutmuş bir nehir gibi uğuldayarak. "Onun Menesa’ya zarar vereceğini, o pisliği yapacağını yemin ederim bilmiyordum!" Ayşen dizlerinin bağı çözülerek kendini beton zemine bıraktı. "Sadece konuşmak istiyor sanmıştım. Ergenlik aşkı gözümü kör etmişti. Ama gerçeği anlayıp merdiven boşluğuna indiğimde, Mert’in üzerine atlayan bendim! Menesa’yı kurtarmak için canımı ortaya koydum. Yıllardır... Yıllardır bu vicdan azabıyla zehirlendim ben." Aras gözlerini kapatıp derin, sancılı bir nefes aldı. Karısının sınırda bomba yiyip gazi olduğu günü, o körlük acısını ve iki ay önceki o zorlu ameliyatı düşündü. Her şey gözünün önünden bir şerit gibi geçerken, gözlerini tekrar açtı ve yavaşça konuştu: "Demek... Yıllardır bunu sakladın." Ayşen başını yere dayayacak kadar eğildi, hıçkırıkları zeminde yankılanıyordu. "Affedin beni... Ne Menesa’nın... Ne sizin yüzünüze bakacak hâlim kaldı." Aras’ın sesinde ilk kez askeri çeliğin ötesinde, insani bir kırılma belirdi. Başını yavaşça, arkasında can pazarının döndüğü o kapıya çevirdi. "Affetmek... O hak bana ait değil Ayşen. Affederse Menesa affeder. Şuanda doğacak olan kızımız affeder. Ben sadece şunu bilirim..." Cümlesini tamamlayamadı. Boğazına düğümlenen o korkunç ihtimal kelimelerini yuttu. Ayşen başını sallayarak hıçkırdı. "Ölmeyi bin kere hak ediyorum Yüzbaşım, bin kere..." Aras yorgun, uykusuz ve öfkeden bitap düşmüş gözlerle ona baktı. "Hayır. Ölmek kolay. Zor olan... Yaşayıp bu vicdanın enkazını her gün o sırtında taşımaktır." Tam o sırada, zamanın durduğu o koridorda bir mucizenin tıkırtısı duyuldu. Ameliyathanenin üzerindeki o uğursuz, kırmızı "GİRİLMEZ" ışığı aniden söndü. Koridordaki herkes, zamanı senelere bölen o sessizlikten sıyrılarak aynı anda ayağa fırladı. Büyük çift kanatlı kapının kilidi tok bir sesle açıldı. İçeriden yeşil cerrahi önlükleriyle kadın doğum uzmanı ve Menesa’nın göz cerrahı birlikte çıktı. Aras’ın k…