Ruhun Barut İzi ll Barutun Sustuğu Yer
35. Bölüm
Yazar: Hanife

Küllerinden Doğan Tebessüm "Mutlu olduğumuz için gülmeyiz; güldüğümüz için mutluyuzdur," der William James. Fiziksel duruşumuzun, yüzümüzün aldığı o küçücük kıvrımların ruhumuzun en derin köşelerini nasıl da şekillendirdiğini fısıldar bu söz. Bizim hikayemiz de tam olarak böyleydi; en ağır acıların ortasında bile birbirimize bakıp gülümseyebildiğimiz için hayattaydık. Hayatımızdan ne hainler gelip geçmişti... Dost bildiklerimiz, canımızdan birer parça saydıklarımız en büyük düşmanımız olup çıkmıştı karşımıza. Sırtımızdaki hançer yaraları henüz kabuk bağlamamıştı belki ama bu fırtınalı süreç, bize kimin çamur kimin cevher olduğunu da açıkça göstermişti. Gerçek dostlarımızı, sarsılmaz kaleler gibi yanımızda bulmuştuk. En güzeli de içimde filizlenen o mucizeydi: Bir kızım olacaktı. Belki yıllarca sürecek, bitmek bilmeyen savaşların tam ortasına doğacaktı; belki de her gün yeni bir cephede mücadele etmek zorunda kalacaktık. Fakat her ne olursa olsun, tırnaklarımla kazıyarak kazandığım aşkımı, canımdan öte ailemi arkamda bırakmaya hiç ama hiç niyetim yoktu. Aras’a o kadar çok, o kadar derinden aşıktım ki... Geçtiğimiz her zorlu sınav, bizi birbirimize daha kördüğüm bağlarla bağlamıştı. Nihayet o gürültülü, kalabalık ve gergin günlerin ardından herkes evine dağılmış, Aras’la baş başa kalabilmiştik. Evlenmiştik evlenmesine ama doğru düzgün karı-koca gibi vakit geçirmeye fırsatımız bile olmamıştı. Biliyordum, her zaman hazırlıklı olmalıydım; onun omzundaki o şerefli yük, görevler, ani çağrılar hayatımızdan hiç eksik olmayacaktı. Ama bu gece başkaydı. Aylar sonra ilk defa, yatak odamızın o güvenli sessizliğinde, "Barut Kokulum" ile birlikte uyuyacaktım. Buz mavisi pofuduk pijamalarımı üzerime geçirip banyoda günlük bakımımı tamamladıktan sonra aynanın karşısına geçtim. Saç fırçasını elime alıp nemli tutamları yavaşça tararken, aynadaki yansımamda arkamdan uzanan o tanıdık, güçlü elleri gördüm. Aras’ımın elleriydi. Yüzümde kendiliğinden sıcak bir tebessüm çiçek açtı. "Ver ben tarayayım mor çiçeğimin ipek saçlarını," diye fısıldadı sesi kadife gibi pürüzsüz ve derinden geliyordu. Fırçayı elimden aldı. Dünyanın en nadide, en kırılgan çiçeğine dokunur gibi narin ve incitmekten korkarak taramaya başladı saçlarımı. O saçlarımı her taradığında içimdeki tüm kırgınlıklar silinip gidiyordu. Yine de biliyorduk; üzerimize görünmez hüzün yağmurları yağıyordu hâlâ. Geçmiş çok acı vericiydi, gelecek ise sislerin ardında, büyük bir belirsizlikle kuşanmıştı. Bu yüzden sadece anın, şu saniyelerin tadını çıkarmaya çalışıyorduk. Fırçayı yavaşça makyaj masasının üzerine bıraktı. Aynadan göz göze geldik. Ardından ellerimi kendi sıcak avuçlarının içine alarak beni yatağımıza doğru yönlendirdi. Üzerinde her zamanki o klasik, asil siyah pijamaları vardı. Beni yatağın sağ tarafına nazikçe yatırdıktan sonra kendisi de soluma uzandı. Yan dönüp elini kafasının altına destek yaptı; diğer eliyle yüzüme dökülen saçlarımı seviyordu. Gözleri dolmuş, boğazı düğümlenmişti; konuşmak istiyor ama kelimeler dudaklarından dökülemiyordu. İkimiz için de bu an, tüm o badirelerden sonra yan yana olabilmek adeta bir hayal gibiydi. Eğilip önce alnımdan öptü uzun uzun. Sonra yanaklarıma kondurdu dudaklarını ve en son ellerimi öpüp kokladı. Kalbim göğüs kafesime sığmıyor, eriyip gidiyordu; ona karşı duyduğum bu heyecan hiç bitmeyecek gibiydi. Tebessüm ederek kafamı onun o güven veren geniş göğsüne yasladım. Aras, hamileliğimin belirginleştirdiği karnıma dikkat ederek, incitmemek adına hafifçe geri çekilerek bana daha da sokuldu. Odanın içi huzur kokuyordu. Kocamın kollarındaydım ve her şeye rağmen çok mutluydum. Sessizliği bozmak isteyerek başımı hafifçe kaldırıp gözlerine baktım. "Benim huzur sokağımsın Aras ve ben bu çıkmaz sokakta çok mutluyum." Aras’ın dudaklarında sıcacık bir gülüş belirdi, saçlarımı derinlemesine kokladı. "Sokağımdaki her yol sana çıkacaksa lavanta kokulum, ben o sokağı trafiğe kapatmaya dünden razıyım," dedi. "Çok mutluyum sevgilim... Seni çok seviyorum." "Be…