Ruhun Barut İzi ll Barutun Sustuğu Yer
32. Bölüm
Yazar: Hanife

Maskelerin Düşüşü Aras, pencerenin önünde adeta bir heykel gibi dikilmiş, dışarıdaki gri sessizliği izliyordu. Bahçe kapısından içeri giren tanıdık cipi gördüğünde kehribar gözleri çakmak çakmak oldu. Göz pınarlarında biriken o son şefkat kırıntısı yerini bir komutanın çelikten zırhına bırakırken arkasına dönmeden fısıldadı: "Mor çiçeğim, geldiler." Menesa, oturduğu krem rengi koltuktan, hamileliğinin getirdiği o kutsal ağırlıkla yavaşça ayağa kalktı. Yüzünde, aylardır süren o sisli perdenin yırtılıp atılmasının verdiği asil bir kararlılık vardı. Üzerindeki hırkayı düzeltirken kocasına baktı: "Tamam, ben odaya gidip yatıyorum hemen. Hiçbir şey çaktırmıyoruz, anlaşıldı mı Aras? Oyun sonuna kadar sürecek." Aras’ın dudaklarının kenarında, uzun zamandır ilk kez muzip ve hayranlık dolu bir tebessüm peydah oldu. Karısının bu dik duruşu, içindeki o yangını hafifleten tek şeydi. Adımlarını ona doğru atarken sesine tatlı bir kışla ciddiyeti verdi: "Hayırdır Üsteğmenim... Ne zamandan beridir ast üstüne böyle kesin emirler verir oldu? Karşında bu kışlanın yüzbaşısı olduğunu unuttun galiba..." Menesa, kocasının bu askeri şakasına karşı gözlerini devirerek kıkırdadı, fakat bakışlarındaki o derin sevda gizlenemeyecek kadar aşikardı: "Çok pardon ya yüzbaşım... Ceza talimatınızı aldım, neyse çekmeye razıyım ama inan şu anda sırası değil, operasyon kapıda." Aras, onun bu esprili teslimiyetine karşı gözlerini karısının yüzünde gezdirerek fısıldadı: "Aynen öyle... Cezanı sonra, bu fırtına dindiğinde bizzat ben belirlerim." Adımlarını hızlandırıp Menesa’nın narin kolundan tuttu. Sanki bastığı yer incinecekmiş gibi büyük bir itina ile onu yatak odasına kadar götürdü. Yatağın içine yavaşça yerleşmesini sağladıktan sonra, üzerine yorganı örterken eğilip alnına kalbinin tüm sıcaklığını bırakan derin bir öpücük kondurdu. Sesi bir anda yeniden endişeyle buğulanmıştı: "İnşallah işler ters gitmez mor çiçeğim... Seni yeni bulmuşken bir daha bu karanlığa gömemem." Menesa, kocasının elini sımsıkı tutarak gözlerinin içine baktı: "Bana güven sevgilim... Ben o eski çaresiz kız değilim artık." Aras iç geçirerek doğruldu, kapıya doğru yönelirken son kez mırıldandı: "Sana güveniyorum da... O yılan sütü emmiş kıza zerre güvenmiyorum." Tam o sırada, evin sessizliğini yırtan sert bir gürültü koptu. Dış kapıdan yankılanan "TAKK! TAKK!" sesleri, yaklaşan fırtınanın ilk habercisi gibiydi. Aras, yüzündeki tüm yumuşak ifadeleri bir anda silip süpürdü. Adeta cephede taarruz emri almış bir komutan gibi gerilerek hızla yatak odasından çıktı. Koridorun soğuk zeminini büyük adımlarla geçip kapının kilidini sertçe çevirdi ve açtı. Karşısındaki manzara tam bir tiyatroydu. Gülsara, gözlerinden sicim gibi yaşlar akıtarak, hıçkırıklar içinde boğuluyormuş gibi yapıyor; Demir ise neye uğradığını şaşırmış, büyük bir hayret ve şok içinde genç kıza bakıyordu. Aras, her şeyden habersiz bir adam rolünü o kadar iyi oynadı ki, sesindeki şaşkınlık ve öfke tonu koridoru titretti: "Ne oluyor Demir? Gülsara’nın bu hali ne böyle? Ne yaptın kıza?" Gülsara, Aras’ın sesini duyar duymaz adeta bir sığınak bulmuş gibi öne atıldı. Ağlamasını hıçkırıklarla büyüterek, yalanlarını birbiri ardına sıralamaya başladı: "Demir beni zorla çıkardı abi evden! Ben istemiyordum, yalvardım ona Menesa yalnız kalmasın diye. Ama bana 'Eğer benimle gelmezsen seni buralarda dedikodu malzemesi yaparım, adını çıkarırım' dedi... Mecbur kaldım Aras abi!" O sırada, tam karşı dairenin kapısının arkasında nefesini tutmuş olan Ayşen, kulağını ahşaba yaslamış, dışarıdaki bu hengameyi anlamaya çalışıyordu. İçinden, "Ne oldu şimdi orada? Sesler geliyor ama hiçbir şey duyamıyorum, çatlayacağım meraktan!" diye geçiriyordu. Demir, işittiği bu ağır iftiralar karşısında adeta deliye döndü. Alnındaki damarlar görünür kılındı, kaşlarını alabildiğine çatarak öfkeyle haykırdı: "Ne diyorsun sen Gülsara! Sen ne uyduruyorsun öyle? Ben sadece kibarca teklif ettim, sen kendin hevesle kabul ettin evden çıkmayı! Şimdi yüzüme baka baka ne yalanla…