Ruhun Barut İzi ll Barutun Sustuğu Yer

24. Bölüm

Yazar:

Ruhun Barut İzi ll Barutun Sustuğu Yer – Hanife kitap kapağı
Ruhun Barut İzi ll Barutun Sustuğu Yer – Hanife kitap kapağı

Kar Altında Sığınak Dışarıda gece, karın ağır ve sessiz yağışıyla bembeyaz bir düşe dönüşmüştü. Sokak lambalarının solgun ışığı, usul usul inen kar tanelerinin arasından süzülüyor; bahçenin taşlarına, çatılara ve pencere önlerine ince bir huzur serpiyordu. Kış, bütün sertliğine rağmen bazen dünyayı yumuşatan bir örtü gibiydi. Soğuğu dışarıda bırakıyor, içeride kalanlara ise sıcaklığın kıymetini daha derinden hissettiriyordu. Ev de tam öyleydi işte; dışarıdaki ayazın aksine sıcacık, güvenli ve dingin. Ayşen misafir odasını hazırlarken parmak uçlarına kadar yansıyan bir özenle hareket etmişti. Gergin beyaz çarşaflar pürüzsüzce serilmiş, taze yıkanmış yumuşak yorgan kabartılmış, başucundaki şifonyere özenle katlanmış havlular ve ihtiyaç duyulabilecek birkaç parça kişisel eşya bırakılmıştı. Ayşen o odayı yalnızca bir misafir için değil, aylarca karanlıkta kalmış, hırpalanmış yaralı bir ruhun biraz olsun nefes alabilmesi, dünyaya yeniden tutunabilmesi için hazırlamıştı. Menesa’nın son günlerde ruhunda taşıdığı o ağır yükten sonra, ona sunulabilecek en kutsal hediye buydu belki de: çıt çıkmayan bir sessizlik, yargısız bir şefkat ve sıcak bir yuva kokusu. Demir, köpeğinin tasmasını hafifçe çekiştirerek kendi dairesine geçmiş, koridorda ayak sesleri yavaşça kaybolmuştu. Aras ise üst kata çıkıp hem kendisi hem de Menesa için birkaç parça temiz kıyafet seçmiş, ardından Ayşen’in avucuna bıraktığı metal anahtarın soğukluğuyla yeniden eve dönmüştü. Günün fiziki yorgunluğu bir sis gibi omuzlarına çökmüştü ama asıl ağırlık göğüs kafesinin altındaydı. Menesa’nın yanında olmanın verdiği o tarifsiz, baş döndürücü huzur ile ona yetememe, onu koruyamama korkusunun amansız kıskacında sıkışıp kalmıştı. Menesa salondaki geniş koltuğun tam kenarında, sanki her an kaçacakmış gibi eğreti ve sessizce oturuyordu. Bedeni buradaydı, evin sıcak havası tenine çarpıyordu ama ruhu hâlâ geride, o rutubetli, zifiri karanlık mağaranın bir köşesinde asılı kalmış gibiydi. Omuzları çökmüş, bakışları halının desenlerinde donup kalmıştı. Evin sıcaklığı cildine dokunuyor, fakat içindeki o kökleşmiş, amansız ürpermeyi söküp atmaya yetmiyordu. Kendini bu temiz, düzenli ve güvenli dünyanın bir parçası olarak görmekte zorlanıyor, yabancılık çekiyordu. Ayşen usulca yanına sokuldu. Ses tellerini tamamen pürüzsüzleştirip perdesini düşürerek konuştu; dallar arasında ürkmüş, kanadı kırık bir kuşa yaklaşır gibiydi. “Banyoyu hazırladım, Meso’m,” dedi yüzüne yerleşen hüzünlü ama sıcak bir tebessümle. “Hastaneden geldin… İstersen güzelce yıkan, arın, rahatla. Hatta istersen, gelip sana yardım da edebilirim.” Menesa kirpikleri titreyerek başını kaldırdı. Bakışları Ayşen’in yüzüne değdi değecek gibiydi ama o gözlerdeki asıl ifade, bir dosta bakmaktan ziyade kendi içindeki dipsiz korkunun aynasına bakmak gibiydi. Dudakları hafifçe aralandı, kelimeler boğazının düğümünde bir an takılı kaldı. “Sen…” dedi, ses telleri neredeyse birbirine sürtünen kısık, kırık bir fısıltıyla. “Sen benden iğrenmez misin Ayşen?” Soru o kadar çiğ, o kadar acı verici ve darmadağındı ki Ayşen’in yüzündeki şefkatli tebessüm dondu ve yavaşça silindi. Göz bebeklerinde büyük bir şaşkınlıkla birlikte derin, sızılı bir keder belirdi. Menesa’nın zihninde bu soruyu büyütmüş, buna gerçekten inanmış olması, yaşadığı travmanın büyüklüğünü sert bir tokat gibi patlattı odanın ortasında. “Neden öyle söylüyorsun canım?” diye sordu hemen. Sesi kontrol edemediği bir titremeyle dalgalanmıştı. “Sen benim canımsın, kardeşim gibisin. Neden iğreneyim senden?” Menesa bakışlarını hızla yere kaçırdı. İnce parmakları dizlerinin üstündeki kumaşa sıkıca kenetlenmişti; tırnaklarının etine battığını, canını acıttığını fark etmeyecek kadar kendi içine, o karanlık odaya kapanmıştı. “Ben… aylarca o mağarada kaldım ya…” dedi, kelimeleri sanki boğazından zorla söküyor gibi yavaşça seçerek. “Kötü kokuyorum sanıyordum. Kirliyim sanıyordum. O askerî üste de… beni kimse yıkamak istemedi. Bir tek Asker abi yıkadı beni…” Kapının eşiğinde, elinde kıy…

Bölümün tamamını WritePad'de oku