Ruhun Barut İzi ll Barutun Sustuğu Yer
20. Bölüm
Yazar: Hanife

Kırık Aynadaki Fısıltı Menesa banyoya girer girmez Aras, botlarının çamuruna bile aldırmadan hızla mutfağa ve koridor koridor gezerek kombinin düğmelerine bastı. Günlerdir boş olan ev, Kahramanmaraş’ın eksi derecelerdeki o amansız ayazı yüzünden adeta bir buz sarayına dönmüştü, petekler buz gibiydi. Kombinin ateşleme sesini duyar duymaz, banyonun kapı kilidinin açılma sesini işitti ve hemen koridora doğru adımladı. Menesa, banyodan çıktığında bacaklarındaki o sızıyı ve üstündeki o ağır yorgunluğu hissederek, sanki adımları onu gizli bir çekim gücüyle yönlendiriyormuş gibi doğrudan koridorun sonundaki yatak odasına yöneldi. Aras, nefesini tutmuş bir halde, onun o ürkek ve asil adımlarını arkasından yavaşça takip ediyordu. Genç kadın odanın kapısını araladığı an, kalbi göğüs kafesinde delicesine, adeta bir kuş gibi çırpınmaya başladı. Odanın havası, duvarların rengi, her şey o kadar tanıdıktı ki... Evin kokusu, hafızasının o kapalı kapılarını zorlayan o eski, mahrem kokunun aynısıydı. Gözleri oda boyunca gezindi; Aras’la birlikte mağazaları gezip büyük bir heyecanla seçtikleri o geniş yatağa, ahşap mobilyalara baktı. Odada hakim olan mavi tonları gördüğünde, içindeki o aşinalık hissi göğsünü sıkıştırdı ve gözlerinden sessiz bir damla yaş yanağına doğru süzüldü. Adımları kendiliğinden yatağın kenarındaki komodine doğru gitti; üzerinde duran, derisi hafifçe eskimiş o albüme uzandı eli. Aras, odanın eşiğinde durmuş, sevdiği kadının kendi geçmişine dokunuşunu sadece öylece, kalbindeki o dondurucu korkuyla izliyordu. Menesa titreyen parmaklarıyla albümün ilk sayfasını açtı. Sayfalarda, Aras’la yan yana durdukları, ikisinin de gözlerinin içinin güldüğü o görkemli düğün fotoğrafları vardı. Karelerdeki kadının yüzündeki o sonsuz saadeti, adamın ona nasıl bir tapınmayla baktığını gördü; ne kadar büyük bir aşkla mutlu olduklarını kendi gözleriyle müşahede etti. O sırada Aras, adımlarını yavaşça yatağa doğru yöneltti. Avucunun içinde, yerle bir olan üste bulup bir an bile yanından ayırmadığı, Menesa’nın o zarif alyansını sımsıkı tutuyordu. Karısının hemen yanına, yatağın kenarına oturdu. Kirpiklerinin ucundan bir damla yaş süzülüp kazağına düştü; yüreği onun bu yabancı bakışları altında eziliyor, amansız bir acı çekiyordu. Menesa, albümdeki fotoğraflara bakarken sanki tamamen yabancı, tanımadığı bir kadının hayat hikayesini inceliyor gibiydi. Aras, odanın o derin sessizliğini bozarak, sesindeki tüm şefkatle konuşmaya başladı: "Sen Menesa Karahanlı’sın... Evlenmeden önceki soyadın Menesa Öztürk’tü. Tam bir sene önce buraya, bu şehre taşınmıştın. Aslında kaderimiz çok eski... Seni ilk kez yıllar önce İstanbul’da, o kalabalık vapurda görmüştüm. O günden tam 5 yıl sonra, ilk kez bu şehirde, bu kışlada yollarımız yeniden kesişti, tanıştık. Ben seni o vapurda gördüğüm günden beri, tam 5 yıl boyunca sadece senin hayalinle, senin suretinle yaşadım. Sorma... Gerçek oldun, yanıma geldin. Ben... Ben sana çok aşıktım Menesa..." dedi ve büyük bir çaresizlikle karısının titreyen elini avucunun içine aldı. Menesa, gözlerinden süzülen yaşların arasından başını çevirip sordu: "Vapur... Vapur ne demek Aras?" Aras’ın boğazı düğümlendi, yutkundu: "Vapur... Denizin üstünde insanları bir yerden bir yere taşıyan büyük bir deniz taşıtı." "Deniz... Helikopterle buraya gelirken o yükseklerden gördüğümüz, uçsuz bucaksız mavi yer mi?" "Evet Menesa... Aynen öyle, o mavi yer!" Menesa, gözlerini adamın kehribar bakışlarına dikti; içindeki o zehirli şüphenin fitili yeniden ateşlenmişti: "Bana... Bana gerçekten bu kadar çok mu aşıktın? Yani geçmişinde, hayatında başka hiç kimse, hiçbir kadın olmadı mı?" Aras, karısının elini daha da sıkı tutarak, tüm ruhunu ortaya koyarcasına haykırdı: "Menesa, sen benim bu dünyadaki ilk aşkımsın ve son aşkım olarak kalacaksın. Ben seninle başladım, seninle biterim. Senden başka hiç kimseyi sevmedim, hayatıma senden başka tek bir kadın girmedi, ben bir tek seni bildim, seni sevdim... Bak albüme, daha sadece 6 ay önce evlenmiştik biz. Bir…