Ruhun Barut İzi ll Barutun Sustuğu Yer
2. Bölüm
Yazar: Hanife

Sınırda Yanan Ateş ve Ruhun Ezgisi "Bir gün geriye dönüp baktığınızda, mücadele yıllarınızın en güzel yıllarınız olduğunu göreceksiniz," der. Sigmund Freud. Çünkü o yıllar, insanın kendi içindeki o sarsılmaz, yıkılmaz gücü keşfettiği, küllerinden yeniden doğduğu yıllardır. Üssün dışından gelen o kulakları sağır eden devasa patlama sesinin ardından Aras, korkuyla ve refleksle göğsüne sığınan narin karısını güçlü kollarıyla bir duvar gibi sardı, onu adeta dünyanın tüm kötülüklerinden korumak ister gibi sarıp sarmaladı. Onların bu körpe, sevgi dolu hallerini ve aralarındaki o görünmez ama kopmaz bağı fark eden Alper Yüzbaşı, yüzünde anlayışlı bir tebessümle, gizlice birbirleriyle kalabilmeleri için göz işareti yaparak sessizce harekat odasından dışarı çıktı. Aras, kucağında hala hafifçe titreyen Menesa'nın saçlarını okşayarak derin, sakinleştirici bir sesle fısıldadı: "Mor çiçeğim... Bu seslere yavaş yavaş alışman gerekiyor. Söz konusu vatan olduğunda, savaşın tam sınır çizgisindeyiz artık." Menesa, başını kocasının kalbinin üzerinden kaldırıp o ela gözlerini Aras’ın kehribar bakışlarına dikti; yüzünde hüzünlü bir tebessüm belirdi. "Sözde ben buraya askerlerimize, buradaki yiğitlere psikolojik destek olmak için gelmiştim sevgilim... Ama baksana, kendim daha ilk saniyede herkesten çok korkuyorum. Alışmam gerekecek galiba, hem de çok hızlı bir şekilde." Aras’ın çehresi bir anda amansız bir hüzünle gölgelendi, karısının yüzünü ellerinin arasına aldı. "Seni burada, bu tehlikenin, bu barut kokusunun göbeğinde nasıl bırakıp dağlara gideceğim inan hiç bilmiyorum mor çiçeğim... Aklım, fikrim, ruhum her an, her saniye hep sende kalacak." Menesa, kocasının içindeki o korumacı askerin acısını dindirmek ister gibi ellerini onun ellerinin üzerine koydu. "Hayır Aras... Ben burada, bu güvenli üste seni sabırla, aşkla bekliyor olacağım. İyiyim ben, sakın merak etme. Sadece o ani, gümbürtülü sesi ilk kez bu kadar yakından duyduğum için bir anlık korktum ama sana söz veriyorum, güçlü olacağım. Aklın bende kalmasın ne olur, sen sadece önüne, görevine odaklan." Aras iç çekerek başını salladı. "Elimde değil Menesa'm, elimde değil... Sen benim bu dünyadaki canımsın, can parçamsın..." Bu sözlerin ardından Aras, boynundaki zinciri yavaşça çözdü ve üzerinde adı, kan grubu yazan çelik askeri künyesini parmaklarının arasında süzerek Menesa'ya uzattı. "Bu künyemi sana emanet ediyorum Menesa. Dağda, o sarp kayalıklarda olur da operasyon esnasında düşmanın eline geçersek ya da yakalanırsak... Üzerimizde kimlik, bağ bağlayacak bir bağ bulunmasın, bizi ve rütbemizi kolayca tanıyamasınlar diye." Menesa, duyduğu bu ihtimalle sarsılarak elindeki künyeyi sıktı, gözleri doldu. "Hayır Aras, sakın böyle kara cümleler kurma... Sen sağ salim, o dağlardan zaferle döneceksin. Ben tam burada, bıraktığın yerde seni bekliyor olacağım..." diyerek Aras'a bir kez daha, sanki bırakmak istemiyormuş gibi sımsıkı sarıldı. Aras da karısını sarmaladı, kokusunu son bir kez ciğerlerinin en derin köşesine hapsetti. Ardından, bir komutanın çelikten ciddiyetine bürünerek yavaşça geri çekildiler. "Yarın akşama kadar vaktimiz var Menesa... Sonra intikal başlayacak. Ne zaman, hangi şafakta geri döneceğimi inan ben de bilmiyorum. Şimdiden hasret kalacağım sana... Seni önce Allah'a, sonra buradaki yoldaşlarıma emanet ettim." Menesa gözündeki yaşı silip künyeyi boynuna taktı. "Ben sen o dağlardan sağ salim dönene kadar bu künyeyi boynumdan bir an bile çıkarmayacağım sevgilim. Ben de seni Allah'a emanet ediyorum," dedi. Daha fazla dikkat çekmemek ve askeri disiplini sarsmamak adına harekat odasından peş peşe çıktılar. Bahçede, üssün ortasında askerler büyük bir varilin içinde harıl harıl yanan bir ateş yakmış, etrafına dizilmişlerdi. Saat gecenin üçünü çoktan geçmişti, İdlib’in ayazı insanın tenini ısırıyordu. Mutfakta harıl harıl çalışan aşçı uzman çavuş, yanındaki erlerle birlikte tepsiler dolusu hazırladığı taze sandviçleri ve yanındaki kutu meyve sularını nöbetteki ve yeni gelen askerlere d…