93. Bölüm
Yazar: Hanife

Görünmez Bağlar ve Derin Sular "Psikoterapinin özü sevgidir. Bir insan ancak gerçekten anlaşıldığını, kabul edildiğini ve değer gördüğünü hissettiğinde iyileşmeye başlar." — Carl Rogers Yoğun bakım ünitesinin o soğuk, beyaz perdesi iki yana aralandığında, içerideki ölüm sessizliği de yırtıldı. Aras, gözlerini güçlükle aralayarak başını o her zamanki bitkinlikle cama doğru çevirdi. Bakışlarında, göğsünden vurulduğu o dehşet anında Menesa’yı arayan, onu delice bekleyen o aynı çaresiz sızı vardı. Camın arkasında yine onlar duruyordu: Utku, Demir ve Ayşen. Sadık birer gölge gibi bekleyen dostları... Aras, onun varlığını hissettiği gibi, gidişini de ruhunun en derininde anlamıştı. Menesa gitmişti. Gözünün kenarından süzülen tek damla yaş, şakağına doğru soğuk bir iz bırakarak akarken, zihninden dilsiz bir feryat yükseldi: *"Bu kez bana meyve sepeti getiren mor çiçeğimi kaybettim...!"* Menesa, evinin kapısından içeri adım attığında zaman durmuş gibiydi. Koridordaki halı, yaşanan arbedenin, fırtınanın kanıtı gibi perişan bir halde yerde seriliydi. Takvimler nihayet pazartesi sabahını gösteriyordu ama Menesa için zaman pazar gecesinde asılı kalmıştı. Sadece bir gecede sırtına binen yük, taşınamayacak kadar ağırdı. Adımlarını sürüyerek kendisini banyoya attı. Sıcak su tenine dokunduğu an, üzerindeki o kirli toz, barut ve kan kokusu suyla beraber akıp gitti. Fakat ruhundaki leke çıkmıyordu. Ağlayacak gücü, feryat edecek nefesi kalmamıştı. Ne düşüneceğini, bundan sonra ne yapacağını bilemez haldeydi. İnsanların ruhunu iyileştiren bir psikolog olarak, şu an kendi enkazının altında eziliyordu. Duştan çıkıp titreyen elleriyle pijamalarını giydi ve kendisini yatağın soğukluğuna bıraktı. Islak saçlarını kurutacak tek bir mecali bile yoktu. Gözlerini tavana diktiğinde içinin çocuksu bir yetimlikle sızladığını hissetti. Annesi Fahriye’yi özlüyordu... Onun dizine yatıp, o şefkatli ellerin saçlarını okşamasına, "Geçecek kızım," demesine öyle çok ihtiyacı vardı ki... Menesa, bu ağır kimsesizlik hissiyle ruhunu uykunun karanlık kollarına teslim etti. Aynı saatlerde, hastanenin diğer ucunda Aras için mucizevi bir an yaşanıyordu. Hayati tehlikeyi atlattığı için normal odaya alınmış, doktorların sıkı gözetimi altında tutulmaya başlanmıştı. Odanın kapısı hızla açıldı. Utku, Ayşen ve Demir, yüzlerindeki o büyük, çocuksu heyecanla içeri daldılar. Utku, yatağın başucuna sokularak nefes nefese konuştu: "Abi bizi çok korkuttun. İyi misin?" Aras, kurumuş dudaklarını zorlukla kıpırdattı: "İyiyim kardeşim... Öğrenmişsiniz." Bu söz üzerine odadaki o neşeli hava bıçak gibi kesildi. Utku, Ayşen ve Demir derin bir sessizliğe büründü. Bakışlarını kaçıran Demir, sessizliği bozarak araya girdi: "Abi biz senden haber alamayınca askeriyeden bilgi aldık. Kurtuldun ya abi, çok geçmiş olsun..." Aras’ın gözleri anında kapıya kaydı. Sormak istediği, kalbini asıl sıkıştıran soru dudaklarından döküldü: "Haberi var değil mi?" Demir, komutanının yorulmasını istemeyerek konuyu kapatmaya çalıştı: "Abi şimdi bunları düşünme, sen iyileşmene bak!" Fakat Aras duracak gibi değildi. Kafasındaki sızıya aldırmadan, yatakta doğrularak ayaklanmaya kalkıştı. "Ben iyiyim, geri dönmem lazım," diye mırıldandı. Utku hemen omuzlarından tutarak onu yatağa geri bastırdı: "Abi bu kez olmaz! Önce iyileşmen lazım. Meselen neyse sonra halledersin!" Gözleri dolan Utku, Aras’ın gözlerinin içine bakarak ekledi: "Senden vazgeçmedi, biz biliyoruz. Senden iyi haber alana kadar ayrılmadı buradan. Ona da, kendine de zaman ver abi..." Ayşen de dayanamayarak öne çıktı, sesindeki şefkatle destek oldu: "Evet Aras. Menesa seni silmedi, gerçekten... Sadece biraz zamana ihtiyacı var. Çok korkuttun bizi, Menesa’yı ise herkesten daha çok..." Aras, yastığa geri yaslanırken içindeki o amansız sesle baş başa kaldı: *“Sevdiğime acı çektirdim. Hayata döndüm ama bu sefer beni bekleyen sevdiğim yok. Gülüşüne hayran olduğum o kadın yok…”* Demir, ortamın ağırlığını dağıtmak istercesine, "Neyse abi, biz seni daha fazla yormaya…