92. Bölüm
Yazar: Hanife

Barut Kokusu ve Kırık Kalpler: Gerçeğin Acı Reçetesi M. Scott Peck’in dediği gibi; *"Hayat bir problem çözme sürecidir. Sorunlar bizi tüketebilir de, bizi büyütebilir de. Seçim bizimdir."* Menesa için de bu seçim, ruhunu korumakla aşkı arasında vereceği en ağır sınav olacaktı. Üzerinden koca bir ordu geçmiş, ruhu ve bedeni amansız bir savaşta tarumar edilmiş gibi bir enkaz halinde Maraş’a vardığında, şehrin tanıdık sokakları zihninde birer kurşun gibi yankılanmaya başladı. Evinin kapısına doğru yürürken, anıların ağırlığı omuzlarına biniyor, adımlarını yere çivileyecek kadar ağırlaşıyordu. Attığı her adımda, her tanıdık köşe başında zihni ona sığınacak bahaneler üretmeye çalıştı; içindeki o korkak, canı yanan ses çaresizce fısıldadı: *"Belki de yanlış duydum... Belki de öfkeyle hareket ediyorum..."* Menesa, titreyen elleriyle dairesinin kapısını anahtarla açıp içeriye adımını attığında, salonda oturan Ayşen şaşkınlık içinde donakaldı. Genç kadının panik dolu bakışları, Menesa’nın dairesiz, darmadağınık ve perişan haline odaklandı. Evde Utku da vardı ve Menesa’yı bu halde görmek onun da göğsüne büyük bir şok dalgası indirdi. "Menesa bu halin nedir, ne oldu arkadaşım?" Ayşen’in sesi korkuyla titredi. Menesa, dizlerinin bağı çözülürcesine Ayşen’in boynuna sarıldı; gözyaşları sicim gibi akıyor, hıçkırıkları göğsünü sarsıyordu. "Ayşen... Ben... Ben yere çakıldım... Bütün hayallerim, bütün dünyam yıkıldı! O... O beni kandırmış...!" Ayşen, kollarının arasındaki arkadaşını daha sıkı sarmalayarak sakinleştirmeye çalıştı, ancak parçaları birleştirmekte zorlanıyordu. "O dediğin kim, Aras mı? Neler oluyor, neden bu kadar perişan haldesin?" "Adını söyleme bana Ayşen..." dedi Menesa, sesi nefret ve acının harmanıyla kısılarak. "Yıllar sonra sevdiği kızı görünce duyguları pekişmiş. Bana evlenme teklifi ettiği için pişman olmuş... Demir’le konuşurken duydum telefonda!" "Ne? Sana evlenme teklifi mi etti... Sonra da başkasına mı?" Ayşen’in gözleri hayretle açıldı. "Menesa, aynı kişiden mi bahsediyoruz? Aras’ın sana bakışlarını ben gördüm, hayatta inanmam öyle bir şeye!" Utku’nun yüzündeki şaşkınlık ve şüphe daha da derinleşti. "Menesa, sen emin misin Demir’le konuştuğuna? Demir bana hiçbir şey demedi. Ayrıca Aras’ın ben her şeyini bilirim, senden başka birisine baktığını, bir başkasını sayıkladığını asla görmedim." Menesa kafası karma karışık bir şekilde, yaşlı gözlerini Utku’ya dikti. "Kendi kulaklarımla duydum ben...!" "Bir dakika Menesa..." Utku kararlı adımlarla kapıyı açıp koridora çıktı ve karşı dairenin kapısına sertçe vurdu. Saniyeler sonra kapıyı açan Demir, Utku’nun gergin yüzüyle karşılaştı. "Demir, gelsene bir dakika...!" "Ne oluyor Utku...?" "Gel sen bir, Demir." Demir, yüzündeki ciddi ve meraklı ifadeyle Menesa’nın dairesine adım attı. Utku, doğrudan sadede gelerek sordu: "Sen Aras’ı aradın mı abi bugün? Konuştun mu hiç onunla?" Demir şaşırarak kafasını iki yana salladı. "Hiç aramadı, konuşmadık. Neler oluyor?" Menesa duydukları karşısında adeta taş kesildi. Günlerdir acısıyla kavrulduğu, kendisini sırtından bıçakladığını düşündüğü adam, Demir’i aramamıştı bile. Dudaklarından şaşkınlık dolu bir mırıldanma döküldü: "Seninle konuşmadıysa... Kendi kendine mi konuştu o zaman?" Ayşen, arkadaşının yanına çöküp ellerini tuttu. "Arkadaşım, bana şu telefon mevzusunu baştan bir anlatsana... En ince ayrıntısına kadar." Menesa, o kabus anını yeniden yaşayarak anlatmaya başladı: "Biz yemek yiyorduk... Aras’ta tuhaf bir durgunluk vardı, gözlerini benden kaçırıyor, sağa sola bakıyordu. Ben de ona derdini sorunca, hava almaya çıkacağını söyleyip balkona çıktı. Ben de hemen arkasından gittim... Telefonla konuşuyordu." Ayşen derin ve düşünceli bir nefes aldı. "Ah be Menesa... Duyduklarına inandın, ama gidip gözünün içine bakarak 'Beni sevmiyor musun?' diye sormadın mı? Biliyordu arkasından geleceğini, bilerek duyurdu sana o sözleri. Bu işin içinde başka bir şey var... Yoksa senin geleceğini, onu dinleyeceğini bile bile neden böyle şeyler söylesin?…