Ruhun Barut izi l. CİLT

91. Bölüm

Yazar:

Ruhun Barut izi l. CİLT – Hanife kitap kapağı
Ruhun Barut izi l. CİLT – Hanife kitap kapağı

Bölüm görselleri

Ruhun Barut izi l. CİLT - 91. Bölüm bölüm görseli 1
Ruhun Barut izi l. CİLT - 91. Bölüm bölüm görseli 1

Feda Edilen Bir Aşk: Yalancı İhanet ve Amansız Veda "Aras Bey; maalesef kafanızdaki kurşun yerinden oynamaya başlamış. Fazla zamanınız yok. Kurşun daha fazla oynarsa hayatınızı kaybedebilirsiniz." Askeri doktorun dudaklarından dökülen bu buz gibi kelimeler, odanın soğuk duvarlarında yankılanırken Aras’ın dünyası başına yıkıldı. Henüz birkaç saat önce sevgilisinin parmağına yüzük takmış bir adam için bu, ölüm fermanından farksızdı. Gözleri karardı, yutkunmaya çalıştı ama boğazı kurumuştu. "Kurtuluşum yok mu doktor?" dedi, sesi bir feryat gibi çatallanarak. "Olmaz... Şimdi ölemem!" Doktor, mesleğinin verdiği o acı soğukkanlılıkla önündeki raporları masaya bıraktı: "Ameliyat olmanız gerekiyor Aras Bey. Fakat kurşun o kadar riskli, o kadar hassas bir bölgede ki, masadan sağ kurtulma şansınız sadece %20 ihtimal. Ameliyatı reddedip beklemeyi seçerseniz de... Maalesef hiç vaktiniz yok." Aras ölmekten korkmuyordu; o, dağlarda ölümü defalarca göz kırpmadan selamlamış bir askerdi. Onu asıl korkutan, asıl sırtından vuran şey, Menesa’ya verdiği söz, onun gözlerindeki o sonsuz güven pırıltısıydı. Menesa’nın Maraş’tayken, albayın evinde ona kurduğu o cümle bir balyoz gibi zihninin çeperlerine vurmaya başladı: *"Aras, ben sana bir şey olursa yaşayamam... Sevdiğimi tekrar kaybetmeye dayanamam."* Eğer masada kalırsa Menesa kahrolacaktı. Yaşadığı yas onun narin ruhunu tamamen yok edecekti. Aras, gözlerini doktora dikti. Kararını vermişti, kendi infazını imzalayacaktı ama asıl savaşı şimdi başlıyordu. "Ameliyat olursam yüzde yirmi şansım var diyorsunuz, olmazsam hiç yok... Ameliyatı olacağım doktor." Doktor başını salladı, bakışlarında bir saygı belirdi: "Bu konuda Ankara’da çok iyi bir profesör var. Ameliyatınız için gereken tüm şartları sağlayacağımızdan, sizi yaşatmak için elimizden gelen tüm mücadeleyi vereceğimizden emin olun Aras Bey." "Sağ ol doktor... Ne zaman olacağım bu ameliyatı?" "Aras Bey, sizin için artık her saniye, her nefes kritik. Hemen hastaneye yatış yaparsanız tahlil değerlerinize göre tam saati belirleyebiliriz. Sizi bugün ambulansla Ankara’ya sevk edebiliriz." Aras yerinden doğruldu. "Tamam doktor," dedi fısıltıyla. "Ama bana akşama kadar müsaade verin. Kapatmam gereken bir defter var." Doktor, onun gözlerindeki o derin, dipsiz acıyı görüp üstelemedi: "Müsaade sizin Aras Bey." Hastaneden dışarı adım attığında Aras’ın bacaklarındaki tüm kuvvet çekilmiş gibiydi. Dizleri titriyor, kalbi göğüs kafesini parçalamak ister gibi sıkışıyordu. Nefes almaya çalışıyor ama ciğerlerine hava yerine sanki kor ateşler doluyordu. Tam Menesa’ya, o can sızısı Mor Çiçeğine kavuştuğunu, hayatın ona güldüğünü zannederken, geçmişin o kanlı kurşunu kendini en acımasız haliyle hatırlatmıştı. Kendini deniz kenarında, kimsenin olmadığı, dalgaların kayaları dövdüğü ıssız bir köşeye attı. İçinde biriken o devasa adalet isyanını, acıyı ve çaresizliği hıçkırıklarla gökyüzüne haykırdı: "Neden şimdi? Tam mor çiçeğime kavuşmuşken, yeniden nefes almaya başlamışken neden Allah'ım?! Neden şimdi?!" Yumruklarını sıktı, tırnakları avuç içlerini kanatana kadar sıktı. "Ben Menesa’ya bir söz verdim... Ona daha bugün, o vapurda evlenme teklifi ettim. Bugün bizim en mutlu günümüz olacaktı, ne hayaller kurmuştuk biz... Şimdi ben mor çiçeğime nasıl derim öleceğimi? Ameliyat olursam da öleceğim, olmazsam da öleceğim... Nasıl derim ona?!" "Aaa...! Aaaa...!" Feryadı denizin dalgalarına karıştı. Başını ellerinin arasına aldı. Hayır, bunu ona yapamazdı. Eğer kendisi ölürse, Menesa’nın bir ömür boyu kahrolmasına, hayatının sönmesine izin veremezdi. Kendi ölümüyle onu yakmaktansa, kendisinden nefret etmesini sağlamak çok daha insaflıydı. Aras’tan nefret ederse, ona lanet okuyarak hayata tutunabilir, arkasına bakmadan yürüyüp gidebilirdi. "Gözlerinin içine bakıp 'Senden ayrılmak istiyorum' desem inanmaz bana... İnandıramam onu..." diye mırıldandı, gözyaşları sicim gibi akarken. "Aaa...! Yüreğim kanıyor Allah'ım! Seni çok seviyorum Menesa’m... Bu dünyadan göçsem de, o masada kal…

Bölümün tamamını WritePad'de oku