89. Bölüm
Yazar: Hanife

Hafızadaki Kurşun ve Vapurda Açan Mor Çiçek **6 Yıl Önce...** Zaman, Aras Karahanlı için Hakkari’nin o dondurucu ve puslu dağlarında donup kalmıştı. Üsteğmen olarak görev yaptığı o zorlu coğrafyada, hemen yanı başında askeri liseden beri omuz omuza çarpıştığı, göğsünü mermilere beraber siper ettiği en yakın dostu, can kardeşi Üsteğmen Ahmet vardı. Ahmet onun için sadece bir silah arkadaşı değil, çocukluğunun, gençliğinin ve sarsılmaz güvenin adıydı. Bir de aynı taburda görev yapan Asteğmen Yasemin vardı aralarında. Zamanla bir arkadaş gibi aralarına katılan Yasemin, Ahmet’in saf ve temiz kalbinde büyük bir aşkın filizlenmesine neden olmuştu. Ahmet, Yasemin’e deliler gibi aşıktı; ancak Yasemin’in gözü Ahmet’i görmüyor, zehirli bir sarmaşık gibi Aras’ın etrafında dolanıp duruyordu. Aras, dostu üzülmesin, aralarındaki o kutsal kardeşlik bağı zedelenmesin diye bu durumu Ahmet’ten köşe bucak saklamış, Yasemin’in ilgisini her seferinde görmezden gelmişti. Bir gün Yasemin, Aras’ın karşısına geçip hislerini açıkça itiraf ettiğinde, Aras onu sert bir duvar gibi terslemişti: "Bana bak Asteğmen! Ben mesleğime, vatanıma aşığım. Ahmet senin için yanıp tutuşurken onun gururuyla, duygularıyla oynama. Yoksa gider, Ahmet’e her şeyi bir bir anlatırım!" Yasemin’in gözlerindeki o bencil hırs, Aras’ın reddedilişiyle intikam ateşine dönüştü. Dudaklarını kibirle kıvırarak, "Aras, ben Ahmet’i sevmiyorum," dedi buz gibi bir sesle. "Ama sırf senin inadına, gözünün içine soka soka onunla sevgili olacağım!" Aras, iğrenerek bakmıştı karşısındaki kadına: "Sen ruh hastasısın kızım. Kendi dış güzelliğine çok güveniyorsun, o kara saçlarına, kara gözlerine inanıyorsun ama ben insanın dışına değil, içi güzel olana bakarım." Yasemin, arkasını dönüp giderken o zehirli tehdidi savurdu: "Buna pişman olacaksın Aras Karahanlı." Ve günler sonra dediğini yaptı. Ahmet’in kendisine olan zaafını, sonsuz sevgisini bir silah gibi kullanarak onunla sevgili oldu. Aras’ın o dönemdeki en büyük hatası, en büyük pişmanlığı ise dostunu korumak adına Ahmet’e hiçbir şey söylememek, o kadının gerçek yüzünü ona anlatmamak oldu. Günler hızla akıp geçti ve nihayet Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde büyük bir operasyona gitmek için hazırlık emirleri geldi. Her zaman neşesiyle, esprileriyle kışlayı şenlendiren can dostu Ahmet’in yüzü o gün hiç gülmüyordu; gözlerinde dipsiz bir uçurumun karanlığı vardı. Helikopterle operasyon bölgesine iniş yaptıktan kısa bir süre sonra, teröristlerin haince kurduğu büyük bir pusunun, amansız bir çatışmanın tam ortasında kaldılar. Çember daralıyor, mermiler havada ölüm melodileri fısıldayarak uçuşuyordu. Telsizden acil destek ekibi istenirken, Aras bir ara Ahmet’e gözünü dikti. Ahmet, sanki canını hiç umursamıyormuş, mermilerin üzerine bilerek yürüyormuş gibi kendisini asla korumuyordu. Aras, siperin arkasından bağırarak ateş etti: "Üsteğmenim! Ahmet, tertibim neyin var senin? Kendini korusana!" Ahmet, gözlerinde intihar etmiş bir adamın bakışıyla Aras’a döndü: "Üsteğmenim... Aras... Bugün ne oldu biliyor musun?" "Ne oldu kardeşim? Neyin var, anlat, dikkat et!" "Ben bugün Yasemin’e evlenme teklifi ettim Aras. Bana ne cevap verdi biliyor musun?" O esnada bir roket infilak etti, toz toprak havaya savruldu. Aras, "Ahmet dikkat et!" diye haykırarak dostunun üzerine atıldı ve eğilmesini sağladı. Siperde nefes nefese kalmışken sordu: "Ne cevap verdi kardeşim?" Ahmet’in gözlerinden süzülen yaşlar, yüzündeki barut lekelerine karışıyordu: "Bana benimle asla evlenmeyeceğini... Seninle, en yakın dostumla bir gece geçirdiğini söyledi kardeşim... Beni kandırdınız." Duyduğu bu iğrenç yalan, Aras’ı göğsünden vurulmuş koca bir çınar gibi sarstı, beyni feryat etti: "Ahmet! Kardeşim, kurban olayım dur! Bildiğin gibi değil, yalan söylüyor!" "Ne bildiğim gibi değil lan? Kardeşim deme bana, kandırdınız beni!" diye haykırdı Ahmet. Gözü tamamen dönmüş, kalbi kırılmıştı. Siperden fırlayarak hainlerin üzerine, mermi yağmurunun tam ortasına doğru delice yürümeye başladı. "Ahmet...! K…