Ruhun Barut izi l. CİLT

9. Bölüm

Yazar:

Ruhun Barut izi l. CİLT – Hanife kitap kapağı
Ruhun Barut izi l. CİLT – Hanife kitap kapağı

Bölüm görselleri

Ruhun Barut izi l. CİLT - 9. Bölüm bölüm görseli 1
Ruhun Barut izi l. CİLT - 9. Bölüm bölüm görseli 1

GEÇMİŞİN İZİ: BEŞ YIL ÖNCE Tam beş yıl önceydi. O zamanlar henüz yirmi dört yaşında, askeri liseden beri postal sesiyle büyümüş ve Kara Harp Okulu'ndan dereceyle mezun olmuş, idealizmle yanıp tutuşan taze bir Üsteğmendim. Ülkenin en çetin, en acımasız coğrafyalarından biri olan Hakkari sınırında görev yapıyordum. Kışın kemikleri sızlatan dondurucu soğuğunda, yazın nefes kestiren yakıcı sıcağında vatan toprağının her bir karışını korumakla yükümlüydüm. Ailemi, sevdiklerimi, sivil hayatın o sıradan huzurunu çok özlemiştim; memleket hasreti içimi her gece gizli gizli kavuruyordu. Harbiye’den mezun olduktan sonra omuz omuza çarpıştığım o zorlu Teğmenlik yıllarımın ardından, Üsteğmenlik rütbemi yeni takmıştım ve ilk yıllık iznimi kullanmak üzere nenemin yaşadığı yer olan İzmit’e gelmiştim. Yüreğimde tarifsiz bir sevinç, operasyon sahasından sağ salim çıkıp memleketimle yeniden buluşmanın o çocuksu heyecanı vardı. Nenemin yanına varır varmaz soluğu dizinin dibinde aldım. Saçlarını kokladım, o pamuk ellerini defalarca öptüm. O yaşlı, bilge gözlerinde kendi çocukluğumun, kaybettiğim anne ve babamın izlerini aradım. Saatlerce koyu bir sohbete daldık. Geçmişten, yarım kalan hikayelerimizden konuştuk. Onun dizinin dibinde zamanın nasıl aktığını, o ağır askeri sorumlulukların omuzlarımdan nasıl kalktığını anlamadım. Nenemin yanında birkaç gün kalıp hasret giderdikten sonra, içimde gençlik yıllarımın geçtiği, anılarımın buram buram biriktiği İstanbul’un o hareketli atmosferine karşı durdurulamaz bir özlem baş gösterdi. Eski arkadaşlarımı görmek, o koca şehrin sokaklarında kaybolmak istedim ve Üsküdar’a gitmek üzere yola çıktım. Üsküdar iskelesine ulaştığımda, İstanbul’un o eşsiz, insanı sarhoş eden enerjisi beni anında sarmaladı. Boğaz’ın serinletici rüzgarı operasyonlarda yanan yüzüme çarpıyordu. Karşıya, Eminönü’ne geçmek için kalabalık vapur iskelesine doğru yürüdüm. Vapura bindiğimde hava oldukça sıcaktı; İstanbul güneşi tüm gücüyle parlıyor, denizin üzerinde ışıl ışıl, göz alıcı parıltılar yaratıyordu. Kapalı alanda oturup o güzel esintiyi kaçırmak istemedim. Boğaz’ın tuzlu kokusunu içime çekmek ve martıların gökyüzündeki çığlıklarını dinlemek için dışarıdaki açık koltukları tercih ettim. Vapurun yan tarafına, denize en yakın yere gidip oturdum. Maviliği seyrediyor, zihnimi kışla nizamından uzaklaştırmaya çalışıyordum. Bir süre sonra vapur hareket etti ve yanımdaki boş koltuklar yavaş yavaş dolmaya başladı. Ve işte tam o an... Zaman çizgimin kırıldığı, hayatımın merkezinin değiştiği o salise yaşandı. Yanımdaki boş koltuğa bir kız oturdu. Henüz ondokuzunda, hayatın tüm neşesini üzerinde taşıyan bir kız... Saçları kahverenginin en sıcak, en güzel tonuydu ve aralarında sıra dışı mor şeritler parlıyordu. Bu cesur ve marjinal renk seçimi, onun ne kadar özgün, özgür ve hayat dolu bir ruha sahip olduğunu daha ilk bakışta fısıldıyordu bana. Kulağına büyük, pembe bir kulaklık takmıştı. Yüzünde öyle bir gülümseme vardı ki... Sanki evrendeki tüm gizli mutlulukları toplamış da, o an sadece kendi iç dünyası için gülümsüyordu. Öyle samimi, öyle içten ve duruydu ki, hayatım boyunca sivil ya da askeri hiçbir insanda böyle bir gülümsemeye rastlamamıştım. Kulaklığında ne dinliyorsa kendini tamamen o ritme kaptırmıştı. Müziğin melodisine göre hafifçe başını sallıyor, kucağında açık duran kitabın sayfalarını çevirirken o anı tüm benliğiyle yaşıyordu. Etrafındaki o mahşeri kalabalığın, denizin, vapurun, hatta hemen yanındaki benim farkımda bile değildi; kendi küçük, huzurlu krallığını kurmuştu o koltukta. Elindeki kurşun kalemle kucağındaki kitabın bazı satırlarının altını yavaşça çiziyor, yan sayfaya küçük notlar alıyordu. Ayaklarındaki pembe, şirin parmak arası terlikleri ve masumiyetiyle, o an benim için tam anlamıyla dünyanın en güzel manzarasıydı. Bütün bu detaylar, küçüklüğünden beri disiplinle, kışla duvarları arasında sertleşmiş olan kalbimin ritmini ilk kez altüst etmişti. Vapur Eminönü’ne yaklaşana kadar onu adeta büyülenmişçesine, gözlerimi bi…

Bölümün tamamını WritePad'de oku