87. Bölüm
Yazar: Hanife

Sahte Gerçekler ve Hakikatin Kokusu Menesa, arabasının direksiyonunu son kez çocukluğunun geçtiği o tanıdık sokağa, rahmetli babasının kiralık evine doğru kırdı. Artık burası kiralık bir mülk değildi; devlet, şehit düşen öz babası Albay Halis Demir’in ve annesi Fahriye’nin hatırası bu topraklarda sonsuza dek yaşasın diye evi satın alıp Menesa’nın üzerine tescillemişti. Menesa, bir şehit çocuğu olarak bu evi anne ve babasının aziz hatıralarını barındıran bir müze haline getirecekti. Ancak bu hafta sonunu, her köşesinde onlardan bir iz taşıyan bu evde, onların ruhlarıyla baş başa geçirmek, geçmişe son kez dokunmak istemişti. Kapının eşiğinden adımını attığı an, boğazına düğümlenen hıçkırık gözlerini doldurdu. Aylar önce bu eve ilk geldiğinde, DNA testinin sonucunu öğrenip gerçek ailesini bulduğunda dünyanın en mutlu insanı olacağını sanmıştı. Şimdi ise elinde kalan koca bir hiçlik ve zifiri bir yalnızlıktı. Koridorda yürürken anıları birer birer canlandı gözünün önünde; Aras’la bu evde yedikleri o ilk heyecanlı yemek, Fahriye annesinin dizine yatıp saçlarının okşanışı ve babası Halis’in ona sevgiyle uzattığı o ilk hediye telefon... Adımları, yıllarca kendisini öldü sandıkları Aybüke’nin odasına yöneldi. Kapıyı açtığında karşısına çıkan pespembe, masum bir kız çocuğu odasıydı. Menesa, daha fazla dayanamayarak o pembe halının üzerine, yalnızlığının tam ortasına yığılıverdi. Gözyaşları içinde, bu odada hiç yaşayamamış olan o küçük kıza, yani kaybettiği geçmişine fısıldadı: "Aybüke... Biliyor musun? Bir zamanlar tıp fakültesinden, neşter tutmaktan bile korkan bu ellerimle, şimdi vatanı korumak için adam yaralıyor, adam öldürüyorum. İlkinde; bizimle oturup kalkan, ekmeğimizi bölüşen ve iyi biri sandığımız Aras’ın arkadaşı Selim’i vurmak zorunda kaldım. İkincisinde ise... Kendi öz kardeşine namlu doğrultan o hain Erdem’i indirdim. Ben adam öldürdüm Aybüke... Evet, vatan hainlerini öldürdüm ama buraya geldiğimden beri gözümün gördüğü tek şey yıkım ve kan oldu. Şimdi söyle bana, sen bu odada o saf halinle temiz kalabildin mi? Bir psikolog olarak sıradan bir klinik açsaydım daha mı iyi olurdu? Asker olmasaydım, kendi halimde yaşasaydım yinede böyle kan sıçrar mıydı benim beyaz önlüğüme? Ben Menesa Öztürk Demir... Ama sen Aybüke, sen bu odada o saf, o masum bebek olarak tertemiz kalacaksın." Ağlamaktan bitap düşen Menesa odadan çıktı ve ecza dolabından sakinleştirici bir hap alıp yuttu. İlacın damarlarında gezen o uyuşturucu etkisi kendini göstermeye başladığında, zihnindeki amansız düşünceleri susturabilmek için mutfağa sığındı. Fahriye annesiyle geçirdiği o mucizevi dört ay boyunca, mutfakta annesinden pek çok yemek sırrı öğrenmişti; artık o eski mutfak becerisi olmayan kız değildi. Kendini oyalamak için kek yapmaya karar verdi. Malzemeleri tek tek kaba boşalttı, içine bolca fındık ekleyip hızlıca çırptı ve kalıba dökerek mozaik şekli verdi. Kek fırında pişerken, evdeki o ağır havayı dağıtmak için telefonundan hareketli bir şarkı açtı. Hoparlörden, *"Ta ki seni görene kadar ruhumdan vuruldum..."* sözleri yükselirken, Menesa ilacın verdiği o hafif sarhoşluk ve uyuşmuşluk hissiyle kafasını sallayarak ritim tutmaya başladı. Müziğin sesini biraz daha açıp kendini bahçeye attı. Akşam serinliği tenine çarparken, içeriden gelen ritme ayak uydurdu, etrafında dönerek kendi kendine dans etmeye başladı. İçindeki o devasa acıyı, vicdan azabını ve hasreti bastırmak istercesine çılgınca, pervasızca figürler sergiliyordu. O sırada Aras, çoktan varmış ve arabadan inip bahçe çitlerinin arkasından gizlice onu seyretmeye başlamıştı. Menesa’yı acılar içinde kıvranırken görmeyi beklerken, bahçede kendi kendine dans ederken bulunca şaşkınlıkla kalakaldı. "Bu kız ne yapıyor böyle? Acaba alkol mü aldı, içti mi?" diye mırıldanarak onu izlemeye devam etti. Menesa, gecenin karanlığına ve etraftaki derin sessizliğe inat, gökyüzüne bakarak tüm gücüyle haykırdı: "Seni çok seviyorum Aras...! Gökyüzündeki o sonsuz yıldızlardan bile çok, duyuyor musun beni? Seni deli…