Ruhun Barut izi l. CİLT

86. Bölüm

Yazar:

Ruhun Barut izi l. CİLT – Hanife kitap kapağı
Ruhun Barut izi l. CİLT – Hanife kitap kapağı

Suskunluğun Gölgesinde: Kaçış ve Kovalamaca Takvimler yaprak yaprak dökülmüş, o tarihî 20 Haziran gecesinin üzerinden tam on uzun gün geçmişti. Ancak Menesa için zaman, o karanlık sokakta, Erdem’i kalbinden vurduğu saniyede durmuştu. O günden beri ağzını bıçak açmıyor, yüzünde güller açan o neşeli kadından eser kalmıyordu. Kendini adeta delice bir hırsla işe, evraklara, raporlara adamıştı. Aras’la göz göze gelmekten, onunla yüzleşmekten köşe bucak kaçıyordu. Aras ise sevdiği kadının çok büyük bir anne ve baba yası tuttuğunu düşünerek ona saygı duyuyor, toparlanması için sessizce zaman tanıyordu. Ancak içi buruktu; Menesa’ya fiziksel olarak bu kadar yakınken, ruhsal olarak fersah fersah uzak olmak yüreğini bir kor gibi yakıyordu. Eskiden en zor anında onun kollarına sığınan, onun göğsünde teselli bulan sevgilisi, şimdi kendisini amansız bir yabancı gibi hayatından uzaklaştırıyordu. Büyük bir sessizlikle geçen günlerin ardından cuma günü gelmiş, Menesa karargahta gece nöbetine kalmıştı. Aras, bunu haber alır almaz sırf onun yanında olabilmek, aradaki buzları biraz olsun eritebilmek için bilerek ve isteyerek kendi adını da nöbet listesine yazdırmıştı. Gecenin ilerleyen saatlerinde, Menesa masasının başında öne eğilmiş, loş ışığın altında daldığı evrak denizinde boğulurken odanın kapısı yavaşça aralandı. Aras, elinde özenle hazırlattığı sandviçlerle içeri girdi. Sesi her zamanki gibi şefkat doluydu: "Buyurun üsteğmenim, acıkmışsınızdır." Menesa yavaşça kafasını kaldırıp karşısında dikilen adama, hayatının merkezindeki o çelik bakışlı askere baktı. O an içinden sessiz bir feryat koptu: *'Yapma bunu bana Barut Kokulum... Ben senden kaçtıkça, beni böyle sevmekten, peşimden koşmaktan vazgeç lütfen. Taşıyamıyorum bu yükü...'* Ancak dışarıya yansıyan tek şey buz gibi bir resmiyetti. Hemen ayağa kalkıp üst rütbesine nizami bir asker selamı verdi: "Yüzbaşım, ben acıkmadım, size afiyet olsun. Benim dışarıda devriye atmam gerekiyor, müsaadenizle." Tam yanından geçip gidecekken Aras’ın çehresi sertleşti, sesi odanın içinde bir emir gibi yankılandı: "Sana üstün olarak emrediyorum üsteğmenim! Benim komutum ve iznim olmadan hiçbir yere hareket etmeyeceksin." Menesa, aldığı emrin ağırlığıyla duraksadı, topuklarının üzerinde dönüp başını öne eğdi: "Emredersiniz yüzbaşım." Gözlerini bir an bile Aras’ın gözlerine dikemiyordu; çünkü baksaydı, o gözlerde saklanan büyük sırrın ele verileceğini, ağlayacağını çok iyi biliyordu. Aras ise onun bu kaçamak bakışlarındaki kırıklığı derin bir çaresizlikle izliyordu. İçinden sevgilisine fısıldadı: *'Neden mor çiçeğim? Neden gözlerini kaçırıyorsun benden? Hiç mi özlemedin beni? Yüzündeki o dünyaları aydınlatan tebessüm ne zaman geri gelecek?'* Dışından ise sadece, "Bu sandviçi buraya bırakıyorum üsteğmenim, ilerleyen saatlerde yersiniz," diyebildi ve ağır adımlarla odadan uzaklaştı. Menesa, onun arkasından kapanan kapıya bakarken gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı. Masaya doğru çökerken kendi kendine konuşuyordu: "Özledim... Özlemez miyim hiç? Her gece senin o barut kokan kazağına sarılıp, kokunu içime çekerek uyuyorum ben. Günleri saydım sağ salim geleceksin diye. Oralarda sana bir şey olacak diye yüreğim ağzımda gezdim. Ama şimdi nasıl derim sana? Desem ki; o gece bize silah doğrultan, devlete başkaldıran o hain, senin yıllardır öldü bildiğin öz abindi... Buna dayanabilir misin Aras? Bana beni düşünerek sandviç getirmişsin... İçimi asıl yakan, beni diri diri gömen de senin bu bitmek bilmeyen şefkatin ya zaten!" Sabaha karşı, uykusuzluğa ve acıya daha fazla dayanamayan Menesa, masanın üzerine koyduğu kollarının arasına başını gömerek uyuyakaldı. Oda sabaha karşı serinliğiyle sessizliğe gömülmüşken, Aras yavaş adımlarla içeri süzüldü. Sandalyenin yanına diz çöktü ve masumca uyuyan sevgilisinin yüzünü seyretti. İçi hasretle, dindiremediği bir özlem yangınıyla kavruluyordu. Yanı başındaki kadına sarılamamak, kokusunu içine çekememek ona en büyük azaptı. Elini uzattı, parmaklarının ucuyla Menesa’nın yüzüne düşe…

Bölümün tamamını WritePad'de oku