85. Bölüm
Yazar: Hanife

Bölüm görselleri

Vicdan Yangını ve Şehitlerin Mirası Menesa’nın namlusundan çıkan kurşun, Erdem’in tam göğsüne saplanmıştı. Zaman o an dondu; genç kadın elindeki silaha ve kanlar içinde yere yığılan bedene şoka girmiş gözlerle baktı. Karşısında, aylardır hasretini çektiği ve az önce ölümün kıyısından dönen Aras duruyordu. Aras’ın gözleri şaşkınlık ve minnetle Menesa’yı tararken, Menesa’nın zihninde sadece tek bir cümle yankılanıyordu: *"Aras öz kardeşini vurmasın diye... Ben onun yıllardır öldü bildiği abisi Adil’i vurdum."* Aras, Menesa’ya doğru bir adım atmak üzereydi ki sokakta birden keskin bir tıslamayla sis bombası patladı. Görüş mesafesi sıfıra inerken Aras, hiç düşünmeden Menesa’nın üzerine atılarak ona siper oldu, gövdesini sevdiği kadına kalkan yaptı. Menesa, o toz dumanın arasında hâlâ Erdem’i, yani Adil’i düşünüyordu. Ölmüş müydü? Evet, o devlete başkaldırmış bir haindi ama aynı zamanda Aras’ın kanı, canıydı. O sırada sokağın köşesinden kör bir ateş başladı. Aras, Menesa’yı emniyetli bir duvar dibine çekip kendini koruyarak karanlığa doğru karşılık verdi ve haini tek hamlede etkisiz hale getirdi. Silah sesleri nihayet kesildiğinde, sokaklara ölümcül bir sessizlik çöktü. Kaos bitmiş, vatanın namusu kurtarılmış ve halk meydanlarda zafer çığlıkları atmaya başlamıştı. Ancak Menesa için dünya çoktan yıkılmıştı. Aras, üzerinde barut kokan üniformasıyla Menesa’ya sıkıca sarıldı. "Menesa... Bak geçti güzelim. Vatan kurtuldu," diye fısıldadı. Menesa ise onun yüzüne bakamıyor, gözlerini kaçırıyordu. İçindeki çığlık büyüyordu: *"Ben sana abini vurdum nasıl derim? Bu gerçeği nasıl kaldırırsın?"* Menesa, Aras’ı göğsünden hafifçe ittirerek önünden ruhsuz bir hayalet gibi yürümeye başladı. Aras, şaşkın ve endişeli bir halde arkasından seslendi: "Mor çiçeğim, şokta mısın? Çok mu korktun? Vatan kurtuldu bak, niye böyle davranıyorsun?" Menesa nefes alamıyordu. Yüreği göğüs kafesine sığmıyor, sanki tonlarca yükün altında eziliyordu. Tam o sırada, yol kenarındaki büyük bir taşın üzerine yığılmış yaşlı bir kadını fark etti. Kadının ayağındaki ayakkabısının teki fırlamış, cansız bedeni öylece taşın üzerine devrilmişti. Menesa adımlarını hızlandırıp kadının yüzünü kendine doğru çevirdiği an, Maraş’ın dar sokaklarını yırtan acı bir feryat koptu: "Aaaa...! Anneeeee...! Annemmm...!" Menesa’nın dizlerinin bağı çözüldü, taş kaldırıma çökerken Aras onu son anda kollarından yakaladı. Fahriye Hanım, yapılan tüm ilk yardım müdahalelerine rağmen o yorgun yüreğinin durmasına engel olamamış, şehadete yürümüştü. Etraftaki insanların "Vatan sağ olsun!" feryatları dalga dalga yayılırken, Menesa hıçkırıklar içinde annesinin cansız bedenine sarıldı: "Anneee...! Ben sana daha doyamadım ki... Seni daha yeni bulmuşken... Aaaa...!" Sesi titredi, boğazındaki o büyük düğümü yutkunarak nefesi kesilircesine ekledi: "Vatan sağ olsun..." Üzüntüden kolundan sızan kanı bile hissetmiyordu. Aras, gözyaşları içinde cebinden çıkardığı mendili Menesa’nın yaralı koluna bağlamaya çalışırken, genç kadın sertçe elini çekti: "Bırak, dokunma bana!" Aras aylardır bu kavuşmanın hayaliyle gün sayarken, şimdi sevdiği kadının tek bir tesellisini bile kabul etmemesiyle kahroluyordu. O sırada Ayşen ağlayarak geldi ve Menesa’ya sarıldı. Ambulanslar sokakları dolduruyor, şehitlerin bedenleri morga taşınırken, yaralılar hastanelere sevk ediliyor, hainler tek tek kelepçeleniyordu. Lojmana doğru yola çıktıklarında Menesa büyük bir boşluğun içindeydi. Karargahın önünden geçerken, bir ambulansın içinden sedyeyle taşınan tanıdık bir beden gördü: Albay Halis Demir. Menesa’nın gözleri dehşetle açıldı, arabada kaskatı kesildi. Onun bu acı dolu halini gören Aras’ın içi parçalanıyordu. Menesa yavaşça arabadan indi ve babasının Türk bayrağına sarılmaya hazırlanan cansız bedenine yaklaştı. Düşmana geçit vermemek için son nefesine kadar çarpışan o koca çınar, şimdi sessizdi. Menesa bu kez gözyaşlarını içine akıttı. Babasının solgun yüzüne elini koydu ve gururla mırıldandı: "Vatan sağ olsun baba..." Onun şehit olmas…