81. Bölüm
Yazar: Hanife

Hafıza Oyunu Aras’ın zihni karmakarışıktı. Menesa’nın hafızasını kaybetmişken bile kendisine "Adam" yerine "Barut Kokulum" diye hitap edişi, bir sis perdesinin arkasından sürekli zihnini kurcalıyordu. Gerçekten hatırlıyor muydu, yoksa kalbi mi ona rehberlik ediyordu? Albayın evine gidişinin altında yatan asıl neden bu merak mıydı, emin olamıyordu. Kendini topladı ve parmakları ekranda hızla hareket etti: *"Sana da günaydın sevgilim. Seni bekleyeceğim. Dikkatli gel mor çiçeğim."* Mesajı gönderirken yüzünde koruyucu ve sıcak bir tebessüm belirdi. Mesajın ulaştığı diğer uçta, Menesa’nın kalbi hızla çarptı; okuduğu her kelime içini ısıtmıştı. Yüzünde açan güllerle ekrana bir kalp emojisi bırakırken, evde tatlı bir telaş hakimdi. Fahriye Hanım kahvaltı sofrasını kuruyor, mutfaktan yükselen taze ekmek ve çay kokuları salona yayılıyordu. Sonunda evdeki o kasvetli hava dağılmış, herkesin yüzü gülmeye başlamıştı. Neşeyle masanın etrafında toplandılar. Aynı esnada lojmanda Utku ve Demir de yeni uyanmıştı. Aras, her zamanki askeri disiplini ama bu kez dostane bir neşeyle ikisini de mutfağa iteklemiş, kahvaltıyı onlara hazırlatmıştı. Ayşen’in yalnız kalmasını istemedikleri için onu da çağırdılar ve salondaki masada bir aile sıcaklığıyla yerlerini aldılar. Demir, çatalıyla tabağını işaret ederek Utku’ya takıldı: "Lan oğlum, şu omletin içinde kabuk bırakma bir kere de... Dişimiz kırılacak!" Utku, elindeki çaydanlıkla arkasını dönüp savunmaya geçti: "Abi kolaysa kendin yapsaydın, benim elimden gelen bu kadar!" Onların bu tatlı didişmesine Ayşen tutamadığı bir kahkahayla katıldı. Gözleri parlayarak, "Aklıma Menesa geldi ya!" dedi. "Öğrenci yurdundayken bize güya omlet yapmak istemişti. Mutfağın ortasında kalakalmış, 'Kızlar, bu yumurtayı önce sıcak suya koyup mu bekletiyoruz, yoksa kırdıktan sonra mı sıcak suya atıyoruz?' diye sormuştu." Aras, lokmasını çiğnerken hafifçe gülümsedi. "Ne alaka sıcak su? Omlet yerine haşlama mı yapacakmış?" Ayşen kıkırdayarak devam etti: "İşte, Menesa da yumurtayı önce haşlayıp, sonra tavada kızartıyoruz sanıyormuş!" Salonda Demir, Utku ve Ayşen’in kahkahaları yankılanırken, Aras’ın gülümsemesi yavaşça soldu. Kaşlarını hafifçe çatarak korumacı bir tavırla araya girdi: "Dalga geçmeyin Menesa’yla, bilmeyebilir. Belki hayatı boyunca mutfağa girmeye vakti ya da ihtiyacı olmamıştır. Ama beceriler konuşursa, zekasıyla hiçbiriniz yarışamazsınız." Utku ve Demir, komutanlarının sesindeki o ciddi ve kararlı tonu duyunca anında toparlanıp pusulayı düzelttiler, yüzlerindeki sırıtış yerini saygılı bir sessizliğe bıraktı. Ayşen ise muzip bir gülümsemeyle içinden, *"Bak bak, sevgilisini nasıl da hemen koruyor,"* diye geçirdi. Ardından Aras’ın bu hayranlığına hak vererek ekledi: "Doğru söylüyorsun, Menesa gerçekten çok zeki. Normal şartlarda tıp bitirebilecek bir kapasitesi vardı. Hatta Türkiye birincisiydi, biliyor muydun?" Aras şaşkınlıkla Ayşen’e baktı. Bakışlarında ilk defa duyduğu bu bilgiye karşı derin bir merak belirdi. "Hayır, bilmiyordum. Psikoloji okumasının bir sebebi vardır o zaman?" "Kan görmeye dayanamıyordu..." dedi Ayşen, sesi biraz durularak. "İnsanlarla iletişim kurmanın, onları iyileştirmenin en güzel ve zararsız yolunu bulmak için psikolojiyi seçti." Bu sözler Aras’ın yüreğine bir bıçak gibi saplandı. İçini ani bir hüzün kapladı. Bakışları pencereden dışarıdaki beyaz karlara kayarken, *"Buraya geldiğinden beri en çok gördüğü şey kan, acı ve yıkım oldu,"* diye geçirdi içinden. Menesa’nın narin ruhunun burada uğradığı hasar kalbini acıttı. Ayşen, arkadaşının geçmişini anlatmaya devam ediyordu: "Menesa aslında müzikle çok ilgiliydi. Ama babası onun bu yönünü hiç desteklemedi. Sırf babası üzülmesin, onun istediği gibi biri olsun diye liseden sonra müzikten tamamen uzaklaştı. Engin amca onu karate kursuna gönderdi; menesa orada siyah kuşak aldı. Turnuvalara katılıp madalyalar getirmesini çok istiyordu babası. Ama Menesa hep bir bahane bulup gitmedi. Çünkü o insanlarla dövüşmekten, yumruklaşmaktan yana değildi; h…