80. Bölüm
Yazar: Hanife

GERÇEĞİN AYNASI Menesa, kalbini ve ruhunu sarmalayan büyük bir aşkın, aynı zamanda her şeyi hatırlamanın verdiği devasa bir heyecanın yüküyle uyandı pazar sabahına. Yatağından doğrulur doğrulmaz adımları doğrudan boy aynasının karşısına gitti. Aynadaki aksine bakarken, gözlerinin içine diktiği bakışlarla kendisiyle yeniden yüzleşmeye başladı. Geçmişin kapıları ardına kadar açılmıştı ve sırlar birer birer dökülüyordu. Dudaklarından dökülen fısıltı, odanın sessizliğinde yankılandı: "Beyin kanaması geçirdiğim o karanlık gün... Öldüm sanmıştım. Her şey kapkaraydı. Kaç kere ölümün kıyısından döndüm ben? Bedenim de ruhum da bu savaşın izlerini hep taşıyacak... Tıpkı kafamda gizlenen o dikişler gibi." Gözleri doldu, derin bir nefes alıp yutkundu. "Bayıldığım o gün, ellerime tutuşturulan o DNA testi her şeyi doğrulamıştı zaten. Artık kaçış yok." Aynadaki yansımasına bakarken omuzları çöktü. "Albay ve Fahriye Teyze ile yüzleşmem gerekiyor. Ben hatırlamıyorken bile onların gerçeği öğrendiğini hissediyordum. Çünkü bana eskisinden çok daha farklı, üzerime titrer gibi davranıyorlardı. Ama bunu nasıl yapacağım, hiç bilmiyorum. Onlara yıllar sonra nasıl 'anne, baba' diyeceğim? Nasıl kabulleneceğim bu koca gerçeği? Şimdi..." dedi gözlerindeki yaşı kararlılıkla silerek. "Şimdi üstümü değiştireceğim ve tek başıma gidip bu gerçekle yüzleşeceğim. Onların da benim yüzümden daha fazla üzülmelerini, acı çekmelerini istemiyorum artık." Kendini toparlayan Menesa, banyoya geçip kişisel bakımını yaptı. Gardırobunun karşısına geçerek bugünün ciddiyetine yakışacak şekilde krem rengi yumuşak bir kazak ve altına kahve tonlarında zarif bir etek seçip giydi. Saçlarını kendi haline, omuzlarına doğru açık bıraktı. Aynaya son bir kez bakarken, masanın üzerinde duran bozuk telefonunu, bir ara tamir ettirmek ümidiyle çantasına attı. Ayağına krem rengi uzun çoraplarını çekip botları için hazırlandı. Odasından çıkmadan önce, mutfaktan aldığı bir kağıda kalemiyle alelacele bir not yazdı ve Ayşen’in odasındaki şifonyerin üzerine bıraktı: *“Beni merak etmeyin, öğlene doğru geleceğim.”* Notun üzerine küçük bir taş koyup sabitledikten sonra kahve rengi montunu üzerine geçirdi. Aynı tonlardaki botlarını da giyip çantasını omzuna taktı. Kapıyı arkasından büyük bir sessizlikle kapatarak lojman koridoruna adım attı. Merdivenlerden yavaş ve temkinli adımlarla inip lojmanda dışarı çıktığında, yüzüne çarpan sert soğukla irkildi. Boşuna dememişlerdi; "Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır," diye. Gökyüzünden süzülen iri kar taneleri, zemini beyaz bir örtüyle kaplamak için yarışıyordu. Menesa arabasına bindi, direksiyona geçtiğinde elleri hafifçe titredi. Bu arabayla yaptığı o korkunç kaza yüzünden ölümün eşiğinden dönmüştü. Anahtarı takıp kontağı çevirmeden önce ciğerlerini dolduracak derin bir nefes aldı. Korkularıyla, geçmişiyle ve geleceğiyle yüzleşmek zorundaydı. Menesa güçlü bir kadındı; hiçbir zaman sorunlardan kaçmamış, aksine hep korkularının üzerine gitmişti. Pedala basıp lojmanın otoparkından çıkış yaptı ve beyaz karların kapladığı yolda ilerleyerek Albay Halis Demir’in evine doğru sürmeye başladı. Aynı dakikalarda, yan dairede Aras, hayatında ilk kez bu kadar huzurlu ve büyük bir mutlulukla uyanmıştı. Yataktan dudaklarında silemediği kocaman bir tebessümle kalktı. İçindeki o heyecan ve coşku dalgası durulmak bilmiyordu; adeta mutluluktan bulutların üzerinde uçuyor gibiydi. Hızlıca banyoya geçip sıcak bir duş aldıktan sonra, siyah kot pantolonunu ve üzerine çok yakışan koyu mavi kazağını geçirip salona adımladı. Zihninde sadece Menesa vardı. Ona hemen yazmak, sesini duymak istiyordu ama kızın telefonu bozuk olduğu için bu imkansızdı. Utku ve Demir, pazar gününün ve nöbetsiz olmanın verdiği o büyük rahatlıkla odalarında hâlâ mışıl mışıl uyuyorlardı. Aras, ellerini cebine atıp balkona çıktı; Mart ayının o dondurucu, temiz havasını ciğerlerine çekti. İçinden, *“Mor çiçeğim uyandı mı acaba? Ne yapıyor şimdi?”* diye geçirdi özlemle. Bakışları lojmanın karlı bahçesind…