77. Bölüm
Yazar: Hanife

Mor Çiçeğin Kokusu Aras, üzerindeki ağırlığı hafifletmek ister gibi Menesa’nın üzerinden usulca kalktı. Güçlü parmaklarıyla genç kızın sol kolunu kavrayıp onu nazikçe doğrulturken gözlerinin içine kenetlendi. Sesindeki korumacı fısıltı, loş odada yankılandı: "Ben de senden hoşlanıyorum mor çiçeğim... Üşütürsen dayanamam, canım yanar..." Arabaya bindiklerinde, dışarıdaki serin hava geride kalmıştı ama Menesa’nın parmakları hâlâ buz gibiydi. Aras, motoru çalıştırmadan önce kıza doğru döndü; onun o minik, narin ellerini kendi büyük, sıcak avuçlarının arasına aldı. Dudaklarına yaklaştırıp ılık nefesiyle ısıtmaya çalışırken, "Bak, ellerin buz kesmiş," diye fısıldadı. Sesi bir melodi gibi şefkat doluydu. Menesa, gözlerinde biriken sonsuz mutlulukla Aras’ı izlerken, zihninin derinliklerinde uyuyan bir anı aniden uyandı. Urfa’nın o sıcak, büyülü atmosferi... Aras’ın ellerini yine böyle avuçlarının arasına alıp ısıttığı o uzak saniyeler... Zihninde şimşek hızıyla çakıp saniyeler içinde yeniden karanlığa gömüldü. Kalbi hızla çarparken esrarengiz hissi dağıtmak ister gibi, "Artık geç olmadan gidelim mi?" diye sordu, sesi hafifçe titremişti. Ellerini Aras’ın güven veren sıcaklığından yavaşça çekip emniyet kemerine uzandı ve klik sesiyle yerine sabitledi. Aras da önüne dönerek derin bir nefes aldı ve arabayı çalıştırdı. Akşamüstünün kızıllığı lojmanın gri duvarlarına vururken bahçeye giriş yaptılar. Birlikte binaya girip asansöre bindiklerinde aralarındaki sessizlik, yerini tanıdık bir gerilime bıraktı. Menesa başını kaldırıp Aras’ın koyu gözlerine baktığı an, zihninde bir şimşek daha çaktı. Bu asansörün dar duvarları arasında yaşadıkları o nefes kesici yakınlaşma, gözlerinin önüne adeta sinematik bir perde gibi indi ve yine hızla kayboldu. Genç kız, kafasında darmadağın duran yapboz parçalarını yavaş yavaş birleştirdiğini hissediyordu. Bu farkındalıkla, dudaklarının kenarında istemsiz, sıcacık bir gülümseme belirdi. Aras, onun yüzünde açan bu çiçeğe hayranlıkla bakarak sordu: "Ne oldu mor çiçeğim? Ne düşünüyorsun?" "Bugün çok güzeldi," dedi Menesa, içindeki huzuru saklama gereği duymadan. "Çok mutluyum Barut Adam." Aras, onun bu çocuksu neşesine ortak olmak ister gibi takıldı: "Evet, çok güzeldi mor kadın." Menesa gözlerini büyüterek güldü: "Haha... Mor kadın mı?" "Eee, sen bana Barut Adam diyorsun ya, dengelenelim." Asansörün kapısı açılıp koridora doğru adımlarlarken, Menesa konuyu değiştirmek adına merakla sordu: "Tamam tamam, pes ettim... Yarın düğüne gidecek misin sevgilim?" Aras, bakışlarını kızın yüzünden ayırmadan, "Sen gelirsen giderim mor çiçeğim," diye yanıtladı. "Geleceğim tabii... Kurtlarımızı dökeceğimiz en güzel yer düğünler!" Aras, duyduğu kelimelerle adımlarını yavaşlatıp şaşkınlıkla Menesa’ya baktı: "Oyun havası oynayacağım deme sakın..." "Evet, oynayacağız hep beraber. Çok eğleneceğiz, gör bak." Aras, kesin bir dille kestirip attı: "Kim, ben mi? Herkesin içinde oyun havası oynayacağım ha? Hayatta olmaz, unut bunu." Menesa, Aras’ın bu sert ve gururlu duvarını yıkmak ister gibi bodozlama bir soruyla taarruza geçti: "Ya ama... Bizim düğünümüz olsa oynamaz mısın?" Aras, kelimelerin ağırlığı altında ilk başta ne diyeceğini bilemedi. "O başka canım, bizim düğün..." derken cümlenin nereye vardığını, "bizim" kelimesinin ne anlama geldiğini yeni idrak etti. Jeton sertçe düşmüştü. Adamın esmer teni bir anda kıpkırmızı kesildi. İçinden, *‘Konu nereden bizim düğünümüze geldi? Menesa’nın bu hızına yetişebilene aşk olsun,’* diye geçirdi, kalbinin ritmi altüst olmuştu. Menesa onun bu sessizliğini ve utancını sinsice izleyerek üzerine gitmeye devam etti: "Niye sustun Aras? Yoksa benimle evlenmek istemiyor musun? Düğün gecesinden mi korkuyorsun yoksa?" Aras, duyduğu açık sözlü soru karşısında boğazına bir şey kaçmış gibi aniden öksürmeye başladı. "Ne diyorsun sen Menesa?" dedi şaşkınlıkla karışık bir heyecanla. "Tabii ki seni o beyazlar içinde görmek benim bu hayattaki en büyük dileğim." Ancak gururu, alt altta kalmasına izin vermedi.…