74. Bölüm
Yazar: Hanife

Aşk Macunu Önlerine gelen dumanı üstünde, devasa karışık tost Menesa’nın gözlerini parlatmıştı ama tabağın yarısına geldiğinde nefesi kesilmişti. Çocuksu bir çaresizlikle elindeki son lokmayı tabağa bıraktı. Aras, onun bu iştahlı başlayıp çabuk sönen haline bıyık altından gülerek takıldı: "Yesene Menesa... Sipariş verirken kocaman tost isteyen sendin, unuttun mu?" Menesa dudaklarını büzüp arkasına yaslandı, elini hafifçe karnına koydu. "Ya, gerçekten çok fazla geldi. Midem küçülmüş sanırım. Üniversitedeyken gözüm doymuyordu, her şeyi yiyebileceğimi sanıyordum ama yok, tıkandım." Aras’ın gözlerinde sıcacık bir tebessüm filizlendi. Bakışlarını onun sevimli yüzünde gezdirirken, içindeki o eski, tanıdık şefkatle mırıldandı: "Demek eskiden ponçiktin..." "Ponçik" kelimesi Aras’ın dudaklarından döküldüğü an, Menesa’nın zihninde görünmez bir şimşek çaktı. Beyninin derinliklerinde, bir hastane odasının beyaz duvarları ve Aras’ın ona aynı hayranlıkla bakarak bu kelimeyi fısıldadığı an belirdi. Görüntü o kadar net ve aniydi ki, Menesa nefesini tuttu. Ancak bir saniye süren bu parlamanın ardından her şey yeniden karanlığa gömüldü, görüntü hızla kayboldu. Gözlerindeki o ani donup kalmayı, şaşkınlık ve acı karışımı ifadeyi gören Boran hemen öne doğru eğildi, endişeyle sordu: "Ne oldu Menesa, iyi misin? Başında bir ağrı falan yok değil mi?" Menesa kırpıştırdığı gözlerini Boran’a çevirdi, derin bir nefes alarak kendini topladı. "Hayır, hayır iyiyim... Sadece, bu 'ponçik' kelimesi bir an o kadar tanıdık geldi ki... Ruhum hatırladı sanki." Aras, onun bu küçük zihinsel sıçrayışıyla umutla gülümsedi. Aralarındaki o eski, tatlı çekimin küllerinden yeniden doğduğunu hissetmek içini ısıtıyordu. Menesa ise üzerindeki durgunluğu hızla atarak hemen ayaklandı. Enerjisi saniyeler içinde yerine gelmişti. "Eee, şimdi ne yapıyoruz?" diye sordu heyecanla. Aras da masadan kalkarken üzerini düzeltti. "Şimdi seni odama götüreceğim. Orada biraz beni beklemen gerekecek. Malum, kışladaki askerlik görevlerim beni bekler teğmenim." Menesa onun resmiyetine karşılık vererek hafifçe selam durur gibi yaptı. "Tamam Yüzbaşım, odanızda uslu uslu bekleyeceğim." Aras, koridorun sonundaki makam odasının kapısını açıp Menesa’yı içeri buyur etti. Odadan çıkarken de kapıdaki nöbetçi askere sert ve kesin bir dille tembihte bulundu: "Gözünü odadan ayırmayacaksın asker. Kim gelirse gelsin, içeridekini koruyacaksın." Aras kışlanın tozlu eğitim alanında askerlerin eğitimiyle bizzat ilgilenip ter dökerken, koridorun sonundaki odaya büyük, rengarenk, buram buram kokan karışık bir çiçek buketi ulaştı. Kapıyı çalan görevli asker, elindeki devasa buketi Menesa’ya uzattı. Menesa büyük bir şaşkınlık ve heyecanla çiçekleri kucağına aldı. Kokularını içine çekerken gözü hemen buketin ortasına tutturulmuş küçük not kağıdına kaydı. Merakla kağıdı çekip okumaya başladı: *"Geçmiş olsun cevval teğmenim. Hafızanızı kaybettiğinizi üzülerek duydum. Beni şu an hatırlamıyor olabilirsiniz ama yine de sağlığınıza bir an önce kavuşmanız dileğiyle... (Emniyet Amiri: Erdem Taşkıran)"* Menesa ismi defalarca içinden tekrarladı ama zihninde hiçbir yüz canlanmadı. Erdem’i hatırlayamıyordu. Yine de kalbinde kötü bir his yoktu; onu nereden tanıdığını, geçmişte bir arkadaşı olup olmadığını çözmeye çalıştı. Hemen cebinden telefonunu çıkarıp rehberini altüst etti ancak "Erdem" ismine dair hiçbir numara bulamadı. Çiçekleri masanın üzerine bırakıp düşünceli gözlerle bakarken, bu gizemi çözeceğini umduğu tek kişiyi, Ayşen’i aradı. Telefon hoparlörde uzun uzun çaldı, en sonunda Ayşen’in uykulu ve huysuz sesi duyuldu. "Ne var Menesa ya...?" Menesa hayretle saate baktı. "Hâlâ uyuyor musun sen?" "Evet!" "Ya kızım, ne olacak senin bu halin? Öğlen oldu neredeyse!" Ayşen yatakta diğer tarafına dönerken söylendi: "Ya Menesa, sabahın bu saatinde sırf bunun için mi aradın gerçekten?" "Hayır, asıl mesele başka. Bana az önce kocaman bir çiçek buketi geldi!" "Çiçek mi?" Ayşen’in uykusu bir anda dağılmış, sesi telefondan adeta fırla…