73. Bölüm
Yazar: Hanife

Teğmenin İnadı, Yüzbaşının Sabrı Menesa’nın dudaklarından dökülen o cesur sorunun ardından salona aniden çöken sessizlik, adeta somut bir duvara dönüşmüştü. Genç kız, sorduğu sorunun ağırlığı altında ezilirken, gözleri gayriihtiyari Aras’ın yüzüne kaydı. Sert hatlarıyla bilinen Yüzbaşı’nın, esmer teninin altından hücum eden kanla nasıl kızardığını, o sarsılmaz duruşunun nasıl bir anda dağıldığını saniye saniye izledi. Kalbi göğüs kafesini delmek ister gibi atarken, utanç dalgası bu kez Menesa’yı da esir aldı. Daha fazla dayanamayarak iki elini birden yüzüne kapattı; parmaklarının arasından boğuk bir sesle, "Tamam tamam, sormadım farz et!" diye mırıldandı. Aşkın ve unuttuğu geçmişin getirdiği o yoğun heyecan, ikisinin de karnına keskin ağrılar saplamıştı. Aras, sanki dili tutulmuş, kelimeleri boğazında düğümlenmiş gibi donakalmış bir halde sadece ona bakıyordu. Neyse ki tam o sırada dış kapının açılma sesi ve salona neşeyle dalan Ayşen, Utku ve Demir’in ayak sesleri havayı dağıttı. İkisi de derin bir nefes alarak bakışlarını hızla içeri giren üçlüye çevirdi. Ayşen, ellerini birbirine sürterek, "Valla çok üşüdüm dışarıda, tatlı sohbetinizi bölüyorum ama dondum!" diyerek ortamdaki o elektrikli havayı yumuşattı. Aras, sanki bu anı bekliyormuş gibi hızla oturduğu yerden ayaklandı. Boğazını temizleyip ceketini çekiştirirken, "Ben bir balkona çıkayım, temiz hava alayım..." diyerek, adeta kendisini dışarıya, gecenin ayazına attı. Menesa ise kalbindeki gümbürtüyü gizlemeye çalışarak, hiçbir şey olmamış gibi yapmacık bir rahatlıkla gülümsedi: "Hadi, çaylar nerede kaldı Ayşen?" "Tamam canım, Utku’yla hemen getireceğiz şimdi," diyen Ayşen, Utku’yu da peşinden sürükleyerek mutfağa geçti. Balkonun soğuk havası Aras’ın yüzüne çarptığında, Yüzbaşı derin ve titrek bir nefes çekti içine. Ama nafileydi; sanki damarlarında kan değil, saf bir ateş dolaşıyordu. Menesa’nın o masum ama bir o kadar da yakıcı sorusu göğsünü zorluyor, kalbini delicesine hızlandırıyordu. Parmaklarını balkon demirlerine geçirip karanlığa doğru fısıldadı: "Menesa’nın 19 yaşındaki hali ne kadar zormuş... Öyle bir soru soruyor ki, öyle tatlı ki... Bana o soruyu sorduğunda onu öpmemek için kendimi zor tuttum." Dudakları istemsizce iki yana kıvrıldı, gözlerinde şefkatli bir ışıltı belirdi: "Biliyorum, bu küçük hanım bana daha çok çektirecek." İçeride ise durum farksızdı. Demir televizyondaki bir programa dalmışken, Menesa koltukta büzülmüş, utançtan kendi aklıyla amansız bir kavgaya tutuşmuştu. İç sesinin çığlıklarını bastıramıyordu: *"Aptal Menesa! Niye sordun ki öyle bir şeyi? Çok yakışıklı ya, öptüm mü diye merak ettin işte... Ama kimseyle öpüşmedim ki ben! Deneseydim bari... Yok artık! Tövbe tövbe, kızım kendine gel! Azgın insanlar gibi... Ne oluyor bana ya, hiç sevgili görmemişim gibi!"* Genç kız kendi kendine yüz mimikleriyle kavga ederken, Demir yan gözle ona bakıyor, Menesa’nın bu kendi kendine konuşan hallerine garip ve eğlenerek anlam vermeye çalışıyordu. Çok geçmeden Ayşen ve Utku, ellerinde dumanı tüten çay bardakları ve nefis tatlı tabaklarıyla salona geri döndü. Ayşen tepsiyi masaya bırakıp Menesa’ya yaklaştı ve fısıldadı: "Kızım, git Aras’ı çaya çağır hadi." Menesa’nın gözleri fal taşı gibi açıldı: "Kim? Ben mi?" Ayşen gözlerini devirdi: "Yok, dedem! Tabii ki sen... Hadi naş!" Menesa’nın yanakları yeniden kıpkırmızı oldu. Sorduğu sorunun utancı hala taze olsa da çaresizce ayaklandı ve balkona doğru yürüdü. Attığı her adımda kalbi küt küt çarpıyordu. Eli titreyerek balkon kapısının kulbunu kavradı ve yavaşça açtı. Tam o sırada Aras da içeri girmek için hamle yapmıştı. İki beden, kapı eşiğinde bir anda burun buruna geldi. Aralarındaki mesafe bir nefes kadar azdı. Zaman durdu, salondaki sesler silindi. Menesa’nın gözleri, iradesi dışında yine Aras’ın dolgun dudaklarına kaydı. Aras ise sevdiği kadının bu tehlikeli yakınlığının verdiği o tatlı hazla kavruluyordu; onun da bakışları Menesa’nın kiraz pembesi dudaklarına indi. İkisi de görünmez bir çekimle birbirine doğ…