62. Bölüm
Yazar: Hanife

Evim Sensin: Aras’ın ninesinin o endişeli, hüzünlü yüzüne bakarken içimden koca bir eyvah geçti. Sonunda onu canlı gözle görmek de nasip olmuştu işte. Yüzbaşı’nın şu hayattaki tek sığınağı, tek gerçek ailesiydi. Ben daha dün kendi babamı kaybettim, geçmişim bir yalandan ibaretmiş diye kavrulup üzülürken, hayat meğer bana tam da o acının ortasında gerçek ailemi bulma fırsatını vermişti. Albay’la kaderimiz, o puslu karargah odalarında değil, aslında yıllar öncesinin faili meçhul acılarında başlamıştı. Bunca zamandır resmiyetle, saygıyla yüzüne baktığım Albay ve onun asil eşi Fahriye Hanım... Meğer benim öz annem ve babammış. Aras’la karşılaşmamız ise Maraş’ın o dar, sıcağı içine hapseden sokaklarında başlamıştı. Üzerime doğrulan o namluyu gözünü kırpmadan etkisiz hale getirdiği o ilk saniye... Hayatımda ilk kez bir adama aşık olmuştum ve o adam, beni yıllar önce genç kız halimle zaten görmüş, hafızasına kazımıştı. Bu dağlara, bu şehre gelmek benim için bir tesadüf değil, alna yazılmış bir mukadderatmış. Her ne kadar geçmişteki o kirli eller gerçekleri gizlemeye çalışsa da, vakti geldiğinde hiçbir hakikat toprağın altında gizli kalmıyordu. Ancak zihnimdeki bu derin düşünceler, odanın kapısının açılmasıyla bir anda bıçak gibi kesildi. İçeri giren Selin’i gördüğüm an, Aras’la onun yüzünden ettiğimiz o kırıcı kavgalar birer birer aklıma geldi, yüzüm anında düştü. Selin, hiçbir şey olmamış, o iğrenç iftiraları atmamış gibi fütursuzca Aras’ın yatağına doğru adımladı. "Abicim... Çok korktum, büyük geçmiş olsun," dedi, sesine sahte bir acı katarak. Aras, yanındaki ninesine durumu belli etmemek, yaşlı kadını buracıkta kahretmemek için kendini inanılmaz bir güçle sıktı, yüzünü bozmadı. Ama kehribar gözlerinden sönen o ışık ve sıktığı çenesi, içinden Selin’e deli gibi sövdüğünün en büyük kanıtıydı. Daha fazla bu riyakar ortamda duramayacağımı, nefesimin daraldığını hissettiğim için yavaşça geriledim. "Ben... sizi yalnız bırakayım," diyerek Aras’a gizlice kaş göz işareti yaptım. Aras’ın ninesi Lütfiye Hanım, benim bu ani hareketimle bakışlarını üzerime dikti. Beni baştan aşağı tuhaf, kuşkulu bakışlarla süzerken Aras’a döndü: "Aras... Arkadaşın kimdir oğlum, neyin nesidir?" Menesa bir an kıpkırmızı kesildi; Aras’ın o heyecanla "sevgilim" deyivermesinden, ninesinin önünde durumu açık etmesinden ölesiye korkmuştu. Yerinde hafifçe kıpırdandı. Aras, ninesinin bu mesafeli tavrını yumuşatmak ister gibi sevecenlikle gülümsedi. "Nenecim, arkadaşım Menesa. Kendisi bizim karargahtaki psikolog subayımız olur. Menesa... Bu da benim bir tanecik nenem, Lütfiye Hanım." Aras ağzından "Menesa" ismini çıkardığı an, Lütfiye Hanım’ın yüzü adeta kireç gibi sarardı, dudakları gerildi. Menesa, ninenin bu ani değişimine anlam veremese de saygısını bozmayarak kadına doğru bir adım yaklaştı. "Verin elinizi öpeyim Lütfiye Hanım," diyerek nezaketle eğildi. Lütfiye Hanım, sanki çok büyük bir yükü kaldırıyormuş gibi isteksiz, buz gibi bir şekilde elini uzattı. Menesa onun yaşlı elini öpüp alnına koyduktan sonra doğruldu. "Tanıştığımıza çok memnun oldum." "Ben de memnun oldum kızım," dedi Lütfiye Hanım, sesindeki o iğneleyici soğukluğu gizlemeyerek. "Neyse... Hasta ziyareti kısa olurmuş derler. Geldiğin için teşekkürler. Artık ben varım Aras’ın yanında, sana güle güle." Aras, duyduğu bu açık terslemeyle kaşlarını çattı, dikişlerinin acısını unutup yatakta kıpırdandı. "Nine...?" diye uyarır gibi oldu. Menesa, ninenin bu bariz düşmanca tavrına içten içe çok bozularak kırılsa da profesyonelliğini ve asaletini elden bırakmadı, yüzündeki tebessümü zoraki de olsa korudu. "Haklısınız ninecim... Tekrar çok geçmiş olsun Yüzbaşım," diyerek arkasını döndü ve adeta odadan kaçarcasına kendini dışarı attı. Aras, o pamuk gibi kalbi olan, hayatta kimseyi incitmeyen ninesinin bu kıza neden böyle çiğ bir nefretle yaklaştığını bir türlü anlayamamıştı. O sırada Selin, gözlerindeki o sinsi zafer parıltısıyla, "Ben bir lavaboya gideceğim," diyerek Menesa’nın peşinden odadan fırladı. Koridorun…