61. Bölüm
Yazar: Hanife

Kaçamadığım Huzur Yoğun bakım odasının o kalın, buzlu camının önündeki stor perde, içerideki hemşirenin eliyle yavaşça yukarı doğru çekildi. Aras, başındaki o hafif sersemliğe rağmen yatağında halsizce kıpırdandı ve bakışlarını güçlükle dışarıdaki o tek sığınağına, cama doğru çevirdi. Camın ardında Utku, Demir ve Ayşen duruyordu. Üçünün de yüzünde, onun hayata dönmüş olmasının verdiği o devasa, gözleri parlatan bir mutluluk vardı; Aras’a moral vermek ister gibi el sallıyorlardı. Aras, kardeşlerinin bu sevincine karşılık dudaklarını zoraki, hafifçe yukarı doğru kıvırdı. Ancak gözleri anında onların arkasındaki boşluğa kaydı; odaya dolan ilk aydınlıkla birlikte deliler gibi Menesa’yı aradı. "Menesa nerede?" diye geçirdi içinden, göğsündeki o taze kurşun yarasından daha derin bir sızı kalbine saplanırken. Camın arkasındakiler, Aras’ın o aranıp duran, hüzünlü bakışlarından kimi istetiğini anında anladılar. Birbirlerine bakıp gözlerini suçlulukla yere düşürdüler. Utku, durumun ciddiyetini fark ederek eliyle "Şimdi dinlen, sonra konuşacağız" gibisinden bir işaret yaptı ve perdenin önünden yavaşça çekildiler. Çok geçmeden hastane koridorundaki hareketlilik artmıştı; Aras’ı şimdilik tehlikeyi atlattığı için normal odaya alacaklardı. O esnada Menesa, hastane kapısından kendini nasıl attığını bilmediği bir taksinin arka koltuğunda, lojmandaki evine doğru ilerliyordu. Dakikalar sonra taksi binanın önünde durup arabadan indiğinde, adımları dün gece karların üzerine çöktükleri o noktada gayriihtiyari yavaşladı. Karın üzerinde hala duran o koyu renkli, donmuş kan lekesini gördüğü an yüreği amansız bir hınçla acıdı. Gözyaşları yeniden sicim gibi boşanırken hızla apartman kapısını açtı, merdivenleri koşarak çıkıp dairesine girdi. Kapıyı arkasından kapatır kapatmaz üzerindeki o lekelenmiş, Aras’ın kanıyla boyanmış hardal sarısı kazağı ve giysileri hırsla çıkarıp kirli sepetine fırlattı. Kendini banyonun sıcak suyunun altına bıraktı. Aras’ın hayati tehlikeyi atlattığını bilmenin verdiği o hafiflikle göğsünden derin, titrek bir nefes verdi. Sıcak su teninden akıp giderken, zihnindeki o kördüğüm de yavaş yavaş çözülmeye başlamıştı. Saçlarını havluyla kurularken aynadaki solgun yüzüne baktı ve kendi kendine sordu: "Gitmek gerçekten çözüm mü Menesa? Aras seni korumak için, seni o hainlerin elinden çekip almak için her şeyi yapmışken... En zor anında, sen hastane odalarında çaresizce yatarken bir an bile başından ayrılmamışken... En önemlisi, dün gece senin için kendi göğsünü mermilere siper etmişken, sen şimdi arkana bakmadan kaçıyor musun? Bu korkaklık bana yakışır mı? Ben korkak mıyım?" Aynadaki yansımasına dik dik baktı, gözlerindeki o Teğmen kararlılığı yeniden uyanıyordu. "Ondan uzaklaşınca, ben gidince Aras daha mı iyi olacak sanki? Adam yıllarca benim hayalimle, benim aşkımla yaşamış... Ben şimdi onun canını bu belirsizlikle nasıl yakarım? Bu gitmek, o hainlerin kurşunundan daha acımasızca değil mi? Şimdi onun en zor zamanı, en yaralı hali... Ben bugün onun yanında olmazsam bir daha yüzüme bakar mı? Bir daha beni sever mi, benimle olmak ister mi? Ben ona bir kere sırtımı döndüm geçmişte, şimdi aynısını yapamam. Ömür boyu senin yanında olacağım diye söz verdim ona dün gece... 'Sevgilim' dedim ben ona. Şimdi onu o hastane odasında nasıl yalnız bırakırım?" Menesa içindeki o kararsızlığı ve korkuyu tek bir hamlede sildi attı. Dolabına yönelip üzerine Aras’ın çok sevdiği o canlı mor kazaklardan birini geçirdi, altına siyah kotunu çekti. Üzerine sütlü kahve tonlarındaki uzun paltosunu alıp kahve botlarını da ayağına geçirdiği gibi tek bir saniye bile kaybetmeden aceleyle evden dışarı fırladı. Hastanede ise işlemler tamamlanmış, Aras normal odaya nakledilmişti. Ameliyatın ağırlığından ötürü şimdilik sıvı gıdalar dışında bir şey yiyip içmesi yasaktı. Saat sabahın onunu çoktan geçmişti. Utku, Demir ve Ayşen, koridorda ortaklaşa aldıkları kocaman, rengarenk bir çiçek sepetiyle yavaşça odanın kapısını aralayıp içeri girdiler. Yatakta hafifçe doğrulan…