60. Bölüm
Yazar: Hanife

Büyüyü Bozan Kurşun Menesa, karların üzerinde yankılanan o sağır edici iki el silah sesiyle adeta donakaldı. Akciğerlerine batan o dondurucu havayı içine çekerek, deliler gibi ileriye, Aras’ın olduğu noktaya doğru koşmaya başladı. "ARAS...!" diye feryat etti. Genç adamın karların üzerine yığılmış bedeniyle karşılaştığında kalbi duracak gibi oldu. Başını kaldırıp namlunun ucundan tüten o gri dumanın arkasındaki katile baktığında ise gözlerine inanamadı. Kurşunları sıkan şerefsiz, karanlığın içinden dik dik ona bakan Levent’ten başkası değildi. Silahının namlusunu şimdi de Menesa’ya doğrultmuştu. Menesa, hayal kırıklığı ve tiksintiyle haykırdı: "Allah kahretsin... Sensin! Levent!" "Evet, benim Menesa!" dedi Levent, gözlerindeki delilikle vahşice kükreyerek. "Bize ihanet etmeyecektin! Bana ümit verip beni öylece terk etmeyecektin...!" Levent, parmağını tetikte sıkıp tam Menesa’ya da ateş edecekken, silah seslerini duyup lojman binasından alelacele aşağı koşan Demir ve Utku’yu, ardından da pencerelere üşüşen komşuları fark etti. Yakalanacağını anlayan hain, karanlık patikalara doğru saparak gecenin içinde gözden kayboldu. Menesa, kaçan adamın arkasından nefretle bağırdı: "Allah belanı versin senin pislik! Allah belanı versin!" Sonra hıçkırıklar içinde Aras’ın yanına diz çöktü. "Benim yüzümden... Hepsi benim yüzümden...!" Aras’ın göğsünden süzülen o sıcak kan bembeyaz karları kırmızıya boyarken, Menesa titreyen ellerini hemen yaranın üzerine bastırdı. Kahrolası kurşunlardan bir tanesi göğsüne, diğeri ise karın bölgesine isabet etmişti. Menesa’nın gözyaşları, Aras’ın solgun çehresine dökülüyordu. "Aras, beni bırakma ne olur..." diye yalvardı, sesi dağ silsilesinde yankılanırken. "Hadi... Hadi bu da bir numara olsun, kalk hadi? Söz vurmayacağım göğsüne bir daha... Hayallerimiz vardı bizim, daha biz olamadan gitme Aras! Bak, şimdi hatırlıyorum o sözünü... Ben baygınken başımda beklerken söylemiştin bana." Menesa hıçkırıklarının arasından, Aras'ın o gizli itirafını fısıldadı: 'Benim ruhumda kurşun izi varken, senin ruhuna barut kokusu yakışmaz güzelim' demiştin... Aras...! Senin o üzerine sinen barut kokun bana lavanta gibi kokuyor artık. Lütfen kalk... Seni çok seviyorum Aras! Bırakma ne olur beni... Aras...!" O sırada Demir ve Utku, nefes nefese olay yerine ulaştı. Komutanlarını yerde kanlar içinde görünce ikisinin de dünyası başına yıkıldı. Demir, o her zamanki profesyonel ve soğukkanlı askeri yapısını korumaya çalışsa da sesinin titremesine engel olamayarak sordu: "Menesa ne oldu burada? Aras’ı kim vurdu?" Utku ise hiç vakit kaybetmeden cebinden telefonunu çıkarıp titreyen parmaklarla ambulans ihbar hattını aradı, adresi bağırarak verdi. Menesa ise tam bir şok halindeydi; etrafında dönen dünyadan kopmuş, kendinde değildi. Lojmandan fırlayıp yanlarına koşan Ayşen de panikle dizlerinin üzerine çöktü. "Menesa, yapma kuzum... İyi olacak Yüzbaşı, lütfen bırakma kendini, güçlü dur..." diyerek genç kızı omuzlarından tuttu. Ancak Menesa, sadece kendi içindeki o azap dolu sesle konuşuyordu. "Benim yüzümden... Benim yüzümden oldu..." Elleriyle Aras’ın yaralarına tampon yapmaya çalışırken hüngür hüngür, hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Çok geçmeden lojmanın bahçesine siren sesleri feryat ederek bir ambulans giriş yaptı. Sağlık görevlileri hızla araçtan inip Aras’ı sedyeye yatırdılar. Menesa, üstü başı, elleri, hardal sarısı kazağı tamamen Aras’ın kanına bulanmış bir halde, onunla birlikte ambulansın arkasına bindi. Sağlık ekipleri içeride hemen yaralara bası uygulayıp tampon yapmaya, damar yolu açmaya başladılar. Kurşun kalbe çok yakın bir noktadaydı ve monitörden gelen o zayıf sinyaller, Aras’ın nabzının tehlikeli bir şekilde düştüğünü gösteriyordu. Utku ve Demir de kendi araçlarına atlayarak ambulansı arkasından hızla takip etmeye başladılar. Direksiyon başındaki Demir, hemen Albay’ı arayarak durumu bildirdi. Albay aldığı bu acı haberle adeta yıkıldı. Sesindeki o baba şefkati saniyeler içinde sert bir otoriteye dönüştü ve telsizden Levent için d…