59. Bölüm
Yazar: Hanife

Çelik Yeleğin Ağır Bedeli: Aras, feneri yavaşça yere doğru indirip Menesa’yı tek koluyla arkasına çeker. Karın ortasında, tam arabanın kapısının dibinde duran devasa bozayı, burun deliklerini büyüterek havayı kokluyordur. Menesa korkudan Aras’ın montunun arkasını öyle bir sıkar ki, parmakları bembeyaz kesilir. "Aras... Bize bakıyor. Ne yapacağız?" diye fısıldar. Aras, o her zamanki soğukkanlılığı ama gözlerindeki o muzip parıltıyla başını hafifçe arkaya çevirir. "Valla mor çiçeğim, demin Selim’i havada savuran sendin. Hadi git bir uçan tekme de buna at, ayı geldiğine pişman olsun." Menesa sinirle Aras'ın sırtına vurur. "Aras dalga geçme! Pençesini görmüyor musun, kafam kadar! Hem benim... benim belimde silahım var!" diyerek elini montunun altına, tabancasına götürür. Aras’ın kaşları şaşkınlıkla kalkar, gözleri parıldar. Kendi belindeki teçhizatı kontrol ederken hafifçe sırıtır. "Bak sen... Teğmenim hazırlıklı gelmiş. Tamam sevgilim, sakın panik yapıp ayıya direkt ateş etme. Postu kalındır, canını yakarsan üzerimize koştururuz hayvanı." Aras yavaşça Menesa’nın elinin üzerine kendi büyük elini koyar, silahı kılıfından birlikte çıkarırlar. "Şimdi ben 'ateş' deyince, ikimiz de aynı anda havaya doğru basacağız tetiklere. Çıkan o yüksek ses ve namlu ateşi onu ürkütür, anlaştık mı?"* Menesa yutkunur, "Anlaştık,"der. Aras derin bir nefes alır, Menesa'ya yaklaşır. "Bu arada... Az önce ölü taklidi yaptığım için kızmıştın ya. Ayılara karşı en büyük taktik ölü taklidi yapmaktır normalde. Yani aslında mesleki tecrübemi konuşturuyordum." Menesa gözlerini devirir. "Aras valla şu ayı gitsin, seni kendi ellerimle vuracağım! Hadi!" Aras güler. "Üç dediğimde havaya... Bir... İki... Üç, ateş!" GÜM! GÜM! GÜM!* İki silahın aynı anda karlı dağda patlattığı o devasa ses vadide yankılanır. Ayı, beklemediği bu gürültü ve kıvılcımlarla korkuyla geriler, kükreyerek arkasını döner ve karların arasında hantal gövdesiyle ormanın derinliklerine doğru kaçar. Onlar derin bir nefes alıp arabaya doğru koşarken, Aras Menesa’nın elini tutar: "Gördün mü sevgilim, ilk ortak operasyonumuz başarıyla tamamlandı." Askeri aracın kapıları büyük bir gürültüyle kapandığında, dışarıdaki o dondurucu soğuk ve az önceki ayı dehşeti bir anda geride kalmıştı. Menesa, kalbinin ritmini yavaşlatmaya çalışarak koltuğuna yerleşti ve yan profilden Aras’ın direksiyonu kavrayan güçlü ellerine baktı. "Ben de kendi arabanla geldin sandım," dedi, sesindeki heyecanı gizlemeye çalışarak. Aras, gözlerini karlı yoldan ayırmadan hafifçe gülümsedi. "Bu dağlara, o dik yamaçlara şahsi arabamla çıkmak zor olurdu sevgilim. Askeri araç şarttı." Menesa, duyduğu o kelimeyle içinin titrediğini hissetti. "Sen de iyi alıştın hemen sevgilim demeye," diyerek tatlı tatlı takıldı. Aras, arabayı yavaşlatıp başını hafifçe ona doğru çevirdi. Gözlerinde öyle muzip, öyle derin bir bakış vardı ki... "Sevgilim değil misin yoksa?" diye sordu. Menesa’nın dudakları kendiliğinden yukarı doğru kıvrıldı, gururu ve çekingenliği tamamen bir kenara bırakmıştı. "Evet... Sevgilimsin," dedi sessizce. Bu cümlenin ardından ikisinin de yüzünde adeta güller açtı. Arabanın içi, az önce ölümün kıyısından dönen iki insanın mutluluk dolu gülüşleriyle yankılanıyordu. Karlı yolda ilerlerlerken Menesa başını koltuğa yasladı, gözlerinin içi parlıyordu. "Aras, ben çok mutluyum ya... İçim içime sığmıyor." "Ben de mor çiçeğim," dedi Aras, sesindeki o saf mutlulukla. "Şu an o kadar huzurluyum ki, inan bu askeri aracı havalandırıp uçurabilirim." Menesa kıkırdayarak elini havaya kaldırdı. "Aman Aras, sakın ya! Bir aksiyona daha bu kalbim kesinlikle dayanmaz." İkisinin de göğüs kafesinde adeta rengarenk kelebekler uçuşuyor, karlı dağların kasveti bu aşkın sıcaklığıyla eriyip gidiyordu. Ancak Menesa’nın zihnine bir anda çöken gerçeklik, bu toz pembe bulutu hafifçe dağıttı. Yüzü ciddileşti. "Aras, mutluluğumuzu bölmek istemiyorum ama Selim ne olacak? Arabam da gitti onunla!" Aras’ın çenesi kasıldı, bakışlarındaki o aşık adamın yerini anında profesy…