53. Bölüm
Yazar: Hanife

Ateş Ve Barut Gözlerimi açtığımda, zihnimdeki tüm o karmaşayı susturan tek bir gerçek vardı yanımda: Aras. En zor zamanlarımda, hayatımın koca bir yalana dönüştüğü o uçurumun kenarında beni tutan, bana değer verdiğini her zerresiyle hissettiren adam... Omuzunda ağlarken sızıp kalmıştım ve o, boynunun tutulacağını bile bile milim kıpırdamadan, sırf ben uyanmayayım diye öylece beklemişti. Hayatım bir gecede tepe taklak olmuşken, Aras bana sunulan en güzel, en masum hediyeydi. Kafamı yavaşça omuzundan kaldırıp yüzüne baktım. Bir insan uyurken bile bu kadar güven verici, bu kadar hatları keskin ama bir o kadar da masum görünebilir miydi? Kirpiklerinin gölgesi elmacık kemiklerine düşüyordu. Titizlikle alnına düşen saçları çekmek için elimi uzattığımda, teninden yayılan yoğun sıcaklığı fark ettim. Ateşi vardı. Ben daha elimi çekemeden, refleksle bileğimi kavradı. Sıkı, ama canımı acıtmayan bir tutuştu bu. Hayatı hep bir cephede, hep tetikte yaşamış bir adamın refleksleri... Kim bilir arkasında nasıl bir geçmiş, ne büyük acılar bırakmıştı? Gözlerini araladığında, sesimdeki endişeyi gizleyemedim: "Aras, senin ateşin var." Sesindeki o boğuk, insanı sarmalayan tonla gülümsedi: "İyiyim mor çiçeğim... Asıl sen nasılsın, daha iyi misin?" "Ben iyiyim ama sen kesinlikle değilsin Aras! Belli ki üşütmüşsün," diyerek doğruldum. "Bir şey olmaz, asker bedeni alışık... Toparlarım hemen," diye geçiştirmeye çalıştı ama yüzündeki bitkinlik onu ele veriyordu. "Dur, itiraz istemiyorum. Çekmecede ateş ölçer olacaktı, bir bakayım." Hızla yataktan kalkıp çekmeceden cihazı aldım ve alnına doğrulttum. Ekranda beliren rakam korkutucuydu: 39°C. "Aras, ateşin otuz dokuz olmuş! Hemen üzerindeki kazağı çıkarman lazım," dedim emir kipiyle. Sözlerim üzerine yanaklarına hafif bir kırmızılık yayıldı, bakışlarını kaçırdı. "Bana öyle bakma," dedim sesimi ciddileştirerek. "Ateşin çok yüksek. Hemen duşa girmen gerek." Ona duyduğum bu yoğun endişe, kendi dertlerimi, aileme dair o karanlık düğümleri bir anlığına da olsa zihnimin arkasına itmişti. "Tamam Menesa, eve geçip bir duş alırım ben," diyerek ayaklandı ama daha ilk adımında gövdesi hafifçe sendeledi. O güçlü adamın bu halsiz hali içimi sızlatmıştı. "Olmaz Aras, bu halde tek adım atamazsın. Ayakta duramıyorsun zaten." Kazağını sıyırıp yatağın üzerine bıraktığında üzerinde sadece siyah bir atlet kalmıştı. Geniş omuzları, keskin hatları ve sol omzunda geçmişin birer nişanesi gibi duran o kurşun sıyrığı izleri... Bakışlarımı bir an bile ondan alamıyordum. Koluna girip, hafifçe direnmesine aldırmadan onu banyoya doğru yönlendirdim. Musluğu açtığımda fıskiyeden buz gibi soğuk su fışkırdı. Aras, akan suya bakıp gözlerini kıstı: "Menesa, ciddi misin? Soğuk suya mı gireceğim?" "Evet. Hadi, soyun Aras!" Ağzımdan çıkan cümlenin ağırlığı banyonun dar duvarlarında yankılanınca ikimiz de kalakaldık. Utangaç ve şaşkın bir ifadeyle yüzüme baktı. Adamı resmen banyoya atıp soyunmasını söylemiştim! İçimden kendi kendime, “İstersen donunu da çıkar Menesa, iyice batır durumu!” diye hayıflandım. Yanaklarımın alev aldığını hissederek durumu toparlamaya çalıştım: "Yani... Soyun derken, sadece cebindekileri bırak ve atletini çıkar anlamında. Lütfen." Aras, yüzünde o her şeyi bildiğini gösteren muzip sırıtışıyla bana baktı: "Ben de soyun derken komple sandım..." "Hadi Aras, hastasın hala dalga geçiyorsun. Gir şu suya!" Aras dişlerini sıkarak, hafifçe titreyerek suyun altına adım attı. Suyun damlaları o güçlü, atletik vücudundan aşağı süzülürken büyüleyici bir manzara sunuyordu. Utancımdan arkamı dönüp banyodan çıkmaya yeltendim fakat ıslanan zeminde ayağım hızla kaydı. Çığlık atmaya fırsat bulamadan kendimi duş kabininin sert zemininde bulacakken, Aras’ın güçlü kolları beni havada yakaladı. Buz gibi su başımızdan aşağı dökülürken ikimiz de titredik. Ayaklarım tekrar zemine bastığında, Aras uzanıp musluğu ılıttı. Artık çok geçti; ikimiz de sırılsıklamdık. Giysilerim tenime yapışmıştı, saçlarımdan sular süzülüyordu. Hiç bu kadar yakın olmamı…