49. Bölüm
Yazar: Hanife

Un Kokulu Bir Sabah: Daireye girer girmez hıncımı Ayşen’den çıkardım. "Ne cimcikliyorsun beni Menesa?" "Neden Aras’a enişte deyip duruyorsun!" Ayşen o her zamanki rahat tavrıyla omuz silkti. "Ne yani, eniştem olmayacak mı? Menesa, bırak bu eski kafaları, 90’lardan fırlamış gibisiniz. Kendinize gelin!" "Valla sen delisin... Daha doğru düzgün konuşamadık bile, sen nelerden bahsediyorsun! İnşallah adam yanlış anlamamıştır," diye söylendim. Bir yandan da aklım Utku’da kalmıştı. "Hem sen niye çığlık atıyorsun kızım? Utku’yu öyle görünce pek de şikayetçi gibi durmuyordun?" Ayşen kıkırdayarak cevap verdi: "Hoşlandım da, ilk görüşte öyle bir 'manzara' hayal etmemiştim." Daha fazla uzatmadan odama geçtim. Kalbim huzur ve heyecanla doluydu; bu büyülü gecenin bozulmasını istemiyordum. Aklıma mektup gelse de, "Bu gece olmaz," dedim kendi kendime. Aras’a mesaj atmayı düşündüm ama yorgundur diye vazgeçtim. Yarın tatildi ve onu görmek için bolca vaktim olacaktı. Bu tatlı hayallerle uykuya daldım. Sabah tam 08.00’de, sanki mutluluğa kurulmuş bir saat gibi uyandım. Hemen perdeleri açıp camı araladım; Maraş’ın o keskin soğuğu yüzüme çarparken dışarıdaki bembeyaz örtüye bir kez daha aşık oldum. Her zamanki gibi egzersizlerimi yapmadan güne başlamadım. Yatağımı toplayıp günlük bir v yaka gri kazak ve kot pantolonumu giydim. Saçlarımı at kuyruğu yapıp meşhur kahkülümü serbest bıraktım. Ayşen 10’dan önce uyanmazdı. Sessizce mutfağa girip ona bir sürpriz, poğaça yapmaya karar verdim. Fahriye Teyze sağ olsun, kar yağacak diye her şeyi stoklatmıştı bize. Mutfakta malzemeleri tezgaha dizip kulaklığımda hareketli bir pop şarkıyla işe koyuldum. İlk kez poğaça yapacaktım ve bu beni strese sokmak yerine heyecanlandırıyordu. Ancak un paketini açmamla beraber işler çığırından çıktı. Bir anlık sakarlık, unun etrafa saçılması ve cıvıklaşan hamur derken mutfak resmen bir savaş alanına döndü. Yüzüm, gözüm, üstüm başım una bulanmıştı. Tam o sırada telefonum titredi. Elleri hızlıca yıkayıp baktım: "Günaydın Mor Çiçeğim, uyandın mı?" Aras’tandı. "Erken kalktığımı tahmin etmiş," diye gülümserken bir mesaj daha düştü: "Kapıdayım." Görüldü olduğu için kaçışım yoktu ama bu halde beni görmesi tam bir felaketti! Kapı deliğinden baktım; gerçekten oradaydı. Lacivert kazağı ve siyah kotuyla her zamanki gibi çok şıktı. Heyecandan ellerim titreyerek kapıyı araladım. Aras beni görünce önce bir an duraksadı, sonra yüzünde o 32 dişini birden sergileyen muazzam gülümsemesi belirdi. "Menesa bu ne hal? Mutfakta bomba mı patladı?" diyerek kahkahayı bastı. Utancımdan dudaklarımı büzerek, "Aras, mutfakta bir kaza oldu işte, komik mi cidden?" dedim. Ben dudaklarımı büzünce Aras’ın bakışları bir an derinleşti, yutkunduğunu fark ettim. O an kendimi hemen toparladım; yanaklarım undan değil, utançtan kıpkırmızı olmuştu. "Kahvaltı için poğaça yapacaktım da pek planladığım gibi gitmedi. Sen niye gelmiştin?" Aras ensesini kaşıyarak, "Evde çay kalmamış da... Senden rica etmeye geldim. Bizimkiler uyuyor, bu karda dışarı çıkmak zor olur diye düşündüm," dedi. "Veririm tabii, fazla paket vardı ama..." dedim ve içimdeki heyecanı bastırmaya çalışarak devam ettim: "Aslında... Kahvaltıyı birlikte hazırlayıp beraber yapsak olur mu? Ayşen hayatta uyanmaz şimdi." Söyler söylemez pişman oldum, adama resmen mutfak temizliği ve yemek işi buyurmuştum! Ama Aras sırıttı: "Seve seve yardımcı olurum mor çiçeğime..." O an resmen karlar gibi eridiğimi hissettim. Ama sonra mutfağın o berbat hali aklıma geldi ve panikle bağırdım: "Yok olmaz!" Aras şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı: "Ne olmaz Menesa?" "Mutfağıma girme en iyisi Aras!" dedim, mahcubiyetle kafamı eğerek. Ama o, itiraz kabul etmeyen o sakin tavrıyla, "İlk defa girmiyorum ya Menesa, ne olacak?" diyerek ayakkabılarını çıkardı ve mutfağın savaş alanını andıran atmosferine ilk adımını attı. Ayakkabılarını kenara koyup peşinden girdiğimde, Aras çoktan kollarını sıvayıp dağılan hamuru toparlamaya girişmişti bile. Şaşkınlıkla onu izlerken içimden, Adam sadece vat…