Ruhun Barut izi l. CİLT

44. Bölüm

Yazar:

Ruhun Barut izi l. CİLT – Hanife kitap kapağı
Ruhun Barut izi l. CİLT – Hanife kitap kapağı

Vatan Nöbeti,Kalp Çarpıntısı: Işık, hastane odasının solgun perdesini nazikçe aralayıp içeri süzüldüğünde, göz kapaklarım ağır ağır aralandı. Sabahın ilk ışıkları, odanın loşluğunu yırtıp geçmiş gecenin karanlığını dağıtırken, yanımda tanıdık bir ağırlık hissettim. Aras, yatağımın hemen kenarındaki sandalyede, başını koluma yaslamış, elimi sıkıca tutarak derin bir uykuya dalmıştı. Onun orada, bana bu denli yakın ve destekleyici bir şekilde bulunması, içimi tarif edilemez bir huzurla doldurmuştu. Hayatımda bana bu kadar yakın hissettiğim, varlığıyla güven veren bir başkası olmamıştı. O kara kaşları, hafifçe çatılmış, kulağının üst kısmında ki o meşhur kurşun izini, her bir ayrıntısını ezbere biliyordum sanki. Gözlerimle onun yorgun ama bir o kadar da huzurlu yüzünü incelerken, zihnimde onunla ilgili bin bir düşünce dönüp duruyordu. Bana iyi geliyordu, evet, kesinlikle iyi geliyordu. Ama bu hissin ne anlama geldiğinden, ne kadar kalıcı olacağından emin değildim. Tanıdığım diğer erkekler, hislerini bana açmaktan hiç çekinmemişlerdi ama ben onlara karşı kayıtsız kalmıştım, hiçbir zaman onların beklediği derin duyguları hissedememiştim. Şimdi ise durum farklıydı. Kalbimde garip bir kıpırdanma vardı; sevmek ne demekti, birisiyle gerçek bir ilişki yaşamak için bu yeni filizlenen duygularım yeterli olacak mıydı? Aras'ı henüz bir aydır tanıyordum. Bu kısa sürede hayatımın merkezine yerleşmiş gibiydi. "Onu gerçekten mutlu edebilir miyim, bilmiyorum," diye fısıldadım kendi kendime, iç sesimle konuşurken. Gelecek belirsizdi ve geçmişimin gölgeleri peşimi bırakmıyordu. Bazen kaderin benimle acımasız bir oyun oynadığını düşünüyordum. Sanki alnıma yazılmıştı belaları çekmek. Resmen bir mıknatıs gibiydim; iyi niyetli, iyi kalpli insanların değil, ne hikmetse hep aksiliklerin ve sorunların peşimi bırakmadığı bir mıknatıs... Elimi yavaşça Aras'ın avucundan çekmek istedim. Onu uyandırmaktan korkuyordum ama aynı zamanda saçlarının arasına parmaklarımı daldırma arzusu da karşı konulmazdı. Yumuşak saçlarına dokunmak, onun varlığını daha yakından hissetmek istiyordum. Tam parmaklarım saçlarına değecekken, gözleri aniden aralandı. Bir refleksle bileğimi yakaladı ve sanki kendini korumak ister gibi, aniden bana yaklaştı. Kalbim hızla atmaya başlamıştı. O anın gerilimi tüm odayı sarmış gibiydi. Sonra benim olduğumu fark ettiğinde, gözlerindeki o tedirgin ifade yerini anında yumuşak bir bakışa bıraktı. Gözleri gözlerime kenetlendi; sanki dünyadaki her şeyi unutmuşuz gibi, sadece birbirimize odaklanmıştık. Dudakları dudaklarıma doğru yavaşça yaklaşıyordu, aramızdaki mesafe her saniye daha da azalıyordu. O an hissettiğim utanç, yanaklarımda kızıl bir yangın başlatmıştı. Genellikle korkusuz, dik başlı ve hiçbir şeyden çekinmeyen ben, Aras'ın karşısında tam anlamıyla savunmasız kalıyordum. O anki kırılganlığım, beni şaşırtıyordu. Dudakları dudaklarıma değse ne olurdu acaba diye düşündüm. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki, sesini duyabiliyordum. O kadar tatlı, o kadar içten bir bakışı vardı ki, aklımı başımdan alıyordu. "Kendine gel, Menesa," diye fısıldadım içimden, kendimi toparlamaya çalışırken. Bu anın büyüsü beni tamamen ele geçirmeden, gerçekliğe dönmem gerekiyordu. Tam o sırada, odamın kapısı gürültüyle açıldı ve o sihirli an paramparça oldu. Aras, aniden bileğimi bırakarak geri çekildi. Aramızdaki o elektrikli atmosfer bir anda yok olmuştu. "Ne vardı ki sanki, mercimeği fırına veriyorduk," diye düşündüm, içimden hafif bir sitemle. Kim gelmişti ki bu önemli anı bozmaya cüret etmişti? Hayır ya, gelenin Cansu olduğunu fark ettiğimde içimden bir homurtu yükseldi. Elinde kırmızı güllerle dolu gösterişli bir buket vardı. Onun bu beklenmedik gelişi ve elindeki çiçekler, aklıma anlamsız bir düşünce getirdi: "Bana aşkını mı ilan edecek?" diye düşündüm ironik bir şekilde. Aras, Cansu'yu görür görmez, "Ben bir hemşireye bakayım," diyerek aceleyle odadan çıktı. Onun bu ani çıkışı, Cansu'nun varlığından rahatsız olduğunu açıkça belli ediyordu. Cansu, bana doğru y…

Bölümün tamamını WritePad'de oku