43. Bölüm
Yazar: Hanife

Birbiri İçin Atan Kalpler;(Ponçik) Zaman adeta kum saati gibi hızla akıyordu ve Menesa'nın her nefesi, sanki son nefesiymiş gibi bir ızdırap yüklüydü. Ciğerleri, zehrin pençesinde kıvranırken, her an daha da direncini kaybediyordu. Doktorlar ve hemşireler, laboratuvarda hummalı bir çalışma içindeydi, her bir saniye hayati önem taşıyordu. Yüzlerinde derin bir endişe okunuyordu, ancak azimleri sarsılmıyordu. Sonunda, uzun ve yorucu saatler süren, adeta zamana karşı bir yarış olan mücadelenin ardından, laboratuvardaki özverili çalışanların azmi ve inancıyla Panzehir hazır hale gelmişti. Herkesin kalbi ağızlarında atıyordu; bu panzehirin işe yarayıp yaramayacağını, Menesa'ya uygulandıktan sonraki dakikalar gösterecekti. Hemşirenin panzehiri getirmesiyle birlikte, Dr. Mehmet hiç vakit kaybetmeden, kendi elleriyle Menesa'ya o hayati enjeksiyonu yaptı. Herkes nefesini tutmuş, bekliyordu. Bu nefes kesen bekleyişin her saniyesi, sonsuzluk gibi geliyordu. Ancak yavaş yavaş, monitörlerdeki Menesa'nın değerleri normale dönmeye başlamıştı. İlk önce titrek bir umut ışığı belirdi, sonra bu ışık giderek güçlendi. Aras, Albay ve Albay'ın eşi Fahriye Hanım, bu mucizevi değişimi gördüklerinde, nihayet derin bir nefes alabildiler. Yüzlerindeki endişe yerini yavaşça rahatlamaya bırakmıştı. Tam o sırada, Menesa'nın ablasının telefonu çaldı. Telefonu açan Aras, kalbindeki tüm üzüntüyle Menesa'nın zehirlendiğini ve durumunun kritik olduğunu anlattı. Ablası, bu haberi duyunca büyük bir şok yaşadı ve Menesa'nın yanına geleceğini, bir an önce onu görmek istediğini söyledi. Sesi titriyordu, endişesi Aras'a bile yansımıştı. Bu karmaşık süreçte Levent ise sessizliğini koruyordu. Menesa'nın zehirlenmesiyle bağlantılı olduğu düşünülen görevini kötüye kullanma suçu nedeniyle görevden uzaklaştırılmıştı. Ancak aleyhine kesin deliller bulunamadığı için, nöbetçi mahkeme kararıyla şehir dışına çıkış yasağı konularak serbest bırakılmış, ancak sıkı bir takip altına alınmıştı. Bu durum, Menesa'nın yaşadığı olayların ardındaki sır perdesini daha da kalınlaştırmıştı. Albay ve Fahriye Hanım, bu zorlu süreçte yaşanan her şeyi artık daha net anlıyorlardı. Menesa'nın Aras için ne kadar önemli olduğunun farkına varmışlardı. Aras'ın birini sevmesi ve onun için bu kadar çabalaması, onlar için büyük bir mutluluk kaynağıydı. Çünkü Aras'ı kendi oğulları gibi görmüşler, ona ailelerinin bir ferdi gibi sarılmışlardı. Menesa'nın iyileşmesiyle birlikte, Aras'ın da yüzü gülmeye başlamıştı. Bir süre sonra Dr. Mehmet, Aras ve Albay'ın yanına geldi. Yüzünde nihayet rahatlamış bir ifade vardı. "Evet, sevindirici haberlerim var. Menesa'nın değerleri oldukça iyiye gidiyor. Panzehir hızla vücudunu toparladı. Kendisini bir süre halsiz hissedebilir, bu normal. Ama bundan sonra, inşallah endişelenecek bir şey yok. Bu gece burada kalması iyi olacak, sabaha inşallah taburcu edebiliriz," dedi. Sesindeki güven, herkesin içini rahatlatmıştı. Aras, derin bir nefes alarak, gözleri dolarak Dr. Mehmet'e döndü. "Allah sizden razı olsun Mehmet Bey, emeğiniz için minnettarım. Siz olmasaydınız ne yapardık bilmiyorum," dedi. Sesinde içten bir teşekkür vardı. Dr. Mehmet, mütevazı bir gülümsemeyle karşılık verdi. "Ne demek görevimiz... Biz sadece görevimizi yaptık. Önemli olan Menesa'nın iyi olması." Albay, Dr. Mehmet'e dönerek, "Pekala, o zaman önce biz görelim kızımızı. Sonra sen görürsün Aras. Burada kalırsın değil mi? Malum, biz yaşlı insanlarız, ona bir şey olursa yetişemeyiz, sana ihtiyacı olabilir," dedi. Sesinde hem endişe hem de Aras'a duyduğu güven vardı. Aras, hemen onayladı. "Tabii Albayım, Menesa'yı yalnız bırakmam, bir an olsun ayrılmam yanından." İçinden ise "Menesa'nın yanından bir an bile ayrılamam artık," diye geçirdi. Bu kararı, kalbinden geliyordu. Menesa, bir süre hiçbir şey yiyip içemeyecek, sadece serumla beslenecekti. Ancak vücuduna dolan taze kan ve ciğerlerinden kalkan baskı, ona rahat bir nefes alma imkanı sunmuştu. Vücudu yavaş yavaş toparlanıyor, her bir hücre canlanıyordu. Albay…