39. Bölüm
Yazar: Hanife

Yağmur, Sırlar ve Mavi Bir Dosya Hafta sonu nihayet gelip çatmıştı. Yoğun tempolu ve yorucu bir haftanın ardından nihayet evimin huzurlu ortamındaydım. Akşamüstü Albay'ın evine gidecek olmam, içimde hafif bir heyecan yaratıyordu. Ancak öncesinde, evdeki bitmek bilmeyen işler beni bekliyordu. Sabahın erken saatlerinden itibaren kolları sıvadım. Çamaşır makinesini doldurup yıkadım, ardından mis gibi kokan çamaşırları titizlikle balkona serdim. Evi baştan aşağı süpürdüm, yerleri pırıl pırıl sildim. Allah'tan, yeni aldığım mop, bu işleri çok daha pratik hale getiriyordu, sırtımı ağrıtmıyordu. Temizlik için özel olarak aldığım ferah kokulu ıslak mendillerle de tüm eşyaların tozunu aldım, her köşeyi parlatmaya çalıştım. Geçtiğimiz günlerde internetten sipariş ettiğim televizyonun gelmesini sabırsızlıkla bekliyordum. Kargoya verildiğinde bana haber verilecekti. İzlemesem bile, evde bir ses olması, sessizliği kırması bana iyi gelirdi, ev daha canlı olurdu. Aslında ev işleriyle oyalanmak, aklımı bir nebze olsun dağıtmak içindi. Aras'la konuşamamak, ondan hiçbir haber alamamak beni günden güne daha fazla yoruyordu, adeta deli ediyordu. Operasyonun gizliliği nedeniyle bilgi almak da neredeyse imkansızdı, bu da endişelerimi daha da artırıyordu. Bana kırgın gittiğine adım gibi emindim ve bu düşünce içimi kemiriyordu. Yeni bir acıya dayanacak gücüm olup olmadığını bilmiyordum, ruhum çok yorgundu. Evdeki işlerimi bitirip şöyle bir soluklanmak için balkona çıktığımda, saksıda mis kokulu bir lavanta çiçeği gördüm. Babamın benim için aldığını düşünerek gülümsedim, onun düşünceli halleri hep içimi ısıtırdı. Güzelce suladım çiçeği, yapraklarına su damlacıkları değdikçe içim ferahladı. Aklıma birden babamın kutusu geldi; içinde ne olduğunu merak etmiyor değildim ama bir türlü anahtarını bulamamıştım. Belki de bu akşam Fahriye Teyze'nin evinde kalacağım için o kutuyu şimdilik bir kenara bırakmalıydım. Akşam Fahriye Teyze'de kalacaktım, bu yüzden çantamı hazırlamam gerekiyordu. Tam çantayı hazırlarken telefonuma bir mesaj geldi. Heyecanla telefona uzandım ama mesajın Levent'ten olduğunu görünce yüzümdeki gülümseme bir anda silindi, düş kırıklığı yaşadım. Mesajda, "Bu işi mutlaka hallet," diye uyarıda bulunuyordu. O dosyayı istiyordu benden ve ne yapacağım konusunda hala kararsızdım, içimde bir ikilem yaşıyordum. Çantamın içine Aras'ın bana aldığı o çok sevdiğim mavi eşofman takımını katlayarak koydum. Ardından yedek iç çamaşırlarımı, günlük kıyafetlerimi ve kişisel eşyalarımı da ekledim. Hazırlıklarım bittikten sonra üzerime krem rengi yumuşak kazağımı giydim, altına da siyah kot pantolonumu çektim. Saçlarımı açık bıraktım, doğal halleriyle daha rahat ediyordum. Çantam hazırdı ve kapının çalmasını bekliyordum. Albay, herhangi bir tehlikeye karşı beni almaya arabasıyla gelecekti, bu beni güvende hissettiriyordu. Üzerime kiremit rengi kalın paltomu giydim, dışarısı oldukça soğuktu. Ayağıma da sütlü kahve rengi botlarımı geçirdim. Artık aralık ayına girmiştik, kış resmen kendini tüm şiddetiyle gösteriyordu. Buraların bu kadar soğuk olacağını hiç düşünmemiştim, soğuk iliklerime kadar işliyordu. Evden çıkmadan önce doğalgazı, pencereleri ve kapıları iyice kontrol ettim, her şeyin güvenli olduğundan emin oldum. Hazırladığım küçük çantamı alarak evden çıktım ve kapıyı kilitleyip merdivenlerden indim. Aşağıda beni bekleyen Albay'ın arabasına doğru ilerledim ve yanındaki koltuğa oturdum. Yolculuk boyunca biraz sohbet ettik. Albay, halimi hatırımı sordu, nasıl olduğumu merak etti. Babacan tavırları içimi ısıtıyordu. Fahriye Teyze'nin evine yaklaştıkça Albay, bahçede mangalda kebap yapacağını söyledi. Ne kadar neşeli ve cana yakın birisiydi, tıpkı babam gibi, bu düşünce içimi bir kez daha ısıttı. Albay'ın evine vardığımızda, Fahriye Teyze beni kapıda güler yüzle ve sevecen bir şekilde karşıladı. Kocaman sarıldı, onun sıcaklığı tüm yorgunluğumu alıp götürdü. Utku ile Demir de gelmişti, onların da burada olması beni şaşırttı ama aynı zamanda mutlu etti. Demir'i…